Uşun Koca Oğlu Segrek Destanı



 UŞUN KOCA OĞLU SEGREK DESTANI

 
Oğuz’un zamanında
Uşun Koca adında,
Yiğit bir er yaşarmış,
İki de oğlu varmış.
Büyüğün adı Egrek,
O tam bir cesur yürek.
Bayındır ve Kazan Han
O, dilerse her zaman,
Alırmış huzuruna,
Oturup yanlarına,
Sohbete katılırmış,
Hatırı sayılırmış.
Bir gün gelmiş sohbete,
Hiç uymamış âdete.
Beylerden üste geçmiş,
Han’ın yanını seçmiş.
Ters Uzamış, çok kızmış;
Ona bağırıp bozmuş:
— Bu oturan tüm beyler,
Ünlü, şanlı yiğitler.
Bre sen baş mı kestin!
Kime ekmek yedirdin?
Hiç yoksul kuşattın mı?
Kan döküp ün aldın mı?
 
Egrek demiş: — Uzamış,
Söyle bana bunamış!
Kan dökmek ve yedirmek
Hüner midir giydirmek!
 
Ters Uzamış’ın sözü
Gece etmiş gündüzü.
Egrek Han’a yönelmiş,
Ondan akın dilemiş.
Kazan’a demiş: — Han’ım,
İzin verin Hakanım.
Ben de akın yapayım,
Ünlenip, şanlanayım...
 
Akın izni verilmiş,
Yiğitleri derilmiş.
Üç yüz erle mızraklı,
Yola çıkmışlar atlı.
Kara Tekür meğerse
Tuzak kurup kümese,
Uçanlardan tavuk, kaz
Tavşanla geyik biraz
Bir koruda beslermiş,
Tuzak kurup beklermiş.
Egrek’le yiğitleri,
Kaz, tavşan, geyikleri
Avlanarak yemişler,
Tam uykuya geçmişler.
Uyurlarmış kaygusuz,
Sere serpe korkusuz.
Casus onları görmüş.
Tekür’e haber vemiş:
— Bre ne durursunuz!
Üç yüz Oğuz korkusuz,
Gelip girdi koruya,
Hepsi geçti uykuya...
 
Altı yüz atlı kâfir,
Silah kuşanıp bir bir
Koruya saldırmışlar,
Uykudan kaldırmışlar.
Hepsini yakalamış
Kollarından bağlamış.
Kaleye götürmüşler,
Alay edip gülmüşler.
Haber aşmış dağlardan,
Azgın akan çaylardan
Uşun’un otağında,
Evinde, ocağında,
Kopmuş feryat, figanlar
Kara giymiş kızanlar...
Her kemikli gelişir,
Kaburgalı erişir.
Uşun’un küçük oğlu,
Bahadır, deli, dolu
Serpilip yiğit olmuş,
Kuvvet, cesaret bulmuş.
Doğduğu günden beri,
Bundan haberi yokmuş.
Onun adı Segrek’miş
Ağasından erkekmiş.
Eğrek öğüne öğüne
Bir gün gitmiş düğüne.
Kımızla şarap içmiş
Hafif kendinden geçmiş.
Görmüş ki iki oğlan,
Kavga eder durmadan.
İkisini de dövmüş,
Meğer biri öksüzmüş...
“Eski dutların biti,
Öksüz oğlanın dili
Acı olurmuş” meğer.
Öksüz döner şöyle der:
— Bre ben bir öksüzüm,
Arkam yoktur, güçsüzüm!
Sen bir yiğitsen eğer,
Ağanı kurtarıver...
Kâfirlerin elinde,
Alınca Kalesi’nde.
Onu esir tutmuşlar,
Zindana kapatmışlar.
 
Segrek demiş: — Vay başım!
Demek varmış gardaşım...
Daha ben kaygılanmam,
Gam çekip tasalanmam.
 
İzin alınca Han’dan,
Bir defa anasından
Bilgi alamak istemiş
Giderek şöyle demiş:
— Ana bir düğündeydim,
Yemek ve sohbetteydim.
Boz atlı biri geldi,
Benim aklımı çeldi.
Meğer bir yiğit varmış,
Zindandaymış esirmiş.
Allah yardımcı olmuş,
Bir yol bulup kurtulmuş.
Egrek’miş onun adı.
Büyük-küçük kalmadı,
Karşı gitti tüm Oğuz.
Ne yapayım buyrunuz?
Ana gitsem mi ben de?
Çabuk bana bir şey de...
 
Anası demiş: — Canım,
Koçum, yiğit evladım.
O dilini seveyim,
Ağzın için öleyim.
Yıkılmıştı dağlarım,
Çekilmişti çaylarım,
Dallarım kurumuştu,
Şimdi cana kavuştu...
Kavuşunca kucakla,
Ellerini öp, kokla.
Kardeş de, sarıl ona
Haydi oğul koşsana...
Oğul, durma sen de git.
Senin ağan o yiğit.
 
Segrek demiş ki: — Ana!
Niçin demezdin bana?
Meğer varmış kardeşim,
Daha ağrımaz başım.
Allah’tan korkmasaydım,
Seni hiç saymasaydım,
Kılıncımı çekeydim,
Güzel başın keseydim.
Hay ana zalim ana,
Yapılır mı bu bana!
 
Babası demiş: — Segrek,
O haber değil gerçek!
Oğul yanlış haberdir,
O, kardeşin değildir.
Aksakallı babanı,
Şu ihtiyarcık ananı,
Gel ağlatma, eyleme
Bizlere söz söyleme...
 
Segrek demiş ki: — Baba,
Boşa gösterme çaba!
Alplar ava çıksalar,
Kavgaya tutuşsalar.
Kardeşi olan Alplar,
Gayretle vuruşurlar.
Kardeşsize tos[1] değse,
Sırtından yumruk yese,
Ağlar, dört yana bakar,
Elâ gözden yaş akar...
Baba burda duramam,
Ağamdan ayrılamam.
Öldü mü, esende mi?
Esir midir, bende mi?
Diri mi bilmeyince,
Yüzünü görmeyince,
Kanını almayınca,
Onu kurtarmayınca,
Oğuz İli’ne gelmem,
Israr etme dönemem...
 
Ana-baba ağlamış,
Yüreğini dağlamış.
Hemen bir çare bulmuş,
Kazan’a haber salmış:
“Oğlan kardeşi andı,
Gidecek hazırlandı.
Han’ım yardım eylesen,
Bize bir öğüt versen.”
 
Haber salmış Kazan Han:
“Oğlanı ayağından,
At kösteğiyle bağla[2],
Onu yolundan eğle...”
 
Duyunca Uşun Koca
Kurban kestirip bolca,
Hemen düğün başlatmış;
İşini yavaşlatmış.
Segrek’i evermişler,
Gelini getirmişler.
Gerdek gecesi oğlan,
Ayrı yatarmış kızdan.
Kılıç koymuş araya,
Kız başlar yalvarmaya:
— Yiğit kılıcı kaldır,
Murat ver, murat aldır.
Sarılalım, yatalım,
Canı cana katalım...
 
Oğlan der: — Kavat kızı!
Yüreğimde bu sızı,
Varken ben sarılamam,
Gerdek merdek anlamam!
Ağamı görmeyince,
Diri mi bilmeyince?
Onu kurtarmayınca,
Kanını almayınca,
“Okuma saplanayım,”
Kılıçla doğranayım,
Bir tek oğlum doğmasın,
Doğarsa yaşamasın...
Üç yıl bekle beni sen.
Haber gelmezse benden,
Öldüğümü bilesin,
Yemeğimi veresin.
Kimi tutarsa gözün,
Kimi severse gönlün,
Var git onunla evlen,
Otağında gölgelen...
 
Kız demiş ki: — Ey oğlan,
İstersin git oyalan.
Üç, dört, beş, altı... Yiğit
İster daha fazla git...
Gelmesen bekleyeyim,
Yola çadır dikeyim.
Senden haber verene,
Müjdeler getirene,
Elbiseler vereyim,
Kaftanlar giydireyim.
Biri de bir gün eğer
Getirirse şer haber,
Dilini koparayım,
Kellesini vurayım.
 
Erkek sinekler bile,
Olamaz benim ile
Murat ver de öyle git,
Sen de murat al yiğit...
 
Oğlan geri dönmemiş,
Kız şöyle fikreylemiş:
“Ayağı uğursuz gelin,
Düğünü kutsuz gelin...
Bana söylemesinler,
Varsın şöyle bilsinler:
Bu bir hayâsız gelin,
Hem de saygısız gelin...
Kaynatama diyeyim,
Anama söyleyeyim...”
Gitmiş kaynanasına,
Şöyle söylemiş ona:
— Anamdan daha tatlı,
Babamdan da kıymatlı,
Develerin, koç aygırın,
Ürktü gider koyunların...
Ona bir şey kâr etmez,
Çobanlar döndüremez.
Segrek, kardeşi andı
Gider oldu, atlandı.
Kâr etmez gelin sözü,
Kimseyi görmez gözü.
Demedi demeyiniz,
Benden bellemeyiniz...”
 
Kimseyi dinlememiş,
Seğrek attan inmemiş.
Gece-gündüz yol gitmiş,
Üçüncü gün yol bitmiş.
Yolda bir koru görmüş,
Atını ora sürmüş.
 
O Tekür’ün malıymış,
Her yer tuzak doluymuş.
Çobanları öldürmüş,
Aygırlara saldırmış.
Ağıla doğru sürmüş.
Hepsini de götürmüş.
Yokmuş hiçbir korkusu,
Hemen gelmiş uykusu.
Segrek yatınca yere,
Bir casusla Tekür’e
Haber ulaşmış gitmiş.
Anında asker bitmiş.
Tamamı gürbüz canlı,
Gelmiş altmış silahlı.
Oğlan hemen uyanmış,
Al atına dayanmış.
Görmüş bir alay atlı,
Hepsi silah, pusatlı
O zaman Muhammed’e
Yaradan’a himmete,
Hak adını çok anmış
Dualarla sığınmış.
Püskürtmüş düşmanları
Sura sokmuş onları.
Sak durmayı denemiş
Uykuyu yenememiş.
Bu sefer üç yüz atlı,
Eller kılıç, pusatlı.
Ol vakit Muhammed’e
Yaradan’a himmete,
Sığınıp kılıç çalmış.
Kol kesip, kelle almış.
Geri kaleye sokmuş,
Gene koruya çıkmış.
Tekür’e üçüncü kez,
Haber gitmiş yine tez.
 
Tekür binmiş küplere.
Demiş ki askerlere:
— Beş yüz atlı gidiniz,
Bağlayıp getiriniz...
 
Demişler: — Varamayız!
Tek kılıç vuramayız.
Keser o hepimizi,
Sağ koymaz tekimizi!
 
Tekür der: — Esir var ya!
Götürünüz kavgaya.
Giydirin, kuşandırın,
Silahla, atlandırın...
 
Demişler: — Yiğit Egrek,
Tekür himmet ederek,
Seni serbest bıraktı.
Yola bir deli çıktı.
Gelen-geçeni soyar,
Kervanlara göz koyar.
Deliyi öldürürsen,
Bil ki azat oldun sen.
 
Üç yüz kâfirle Egrek,
Koruya at sürerek,
Dörtnala yetişmişler.
Ağılı çevirmişler.
Bakmışlar Segrek uyur.
Kâfirler demiş: — Buyur,
Emir sana Tekür’den.
Yardım bekleme bizden...
 
Egrek demiş: — Habersiz
Uyuyor o kadersiz...
Hep birlikte varalım,
Kelleyi koparalım.
 
Demişler ki: — Uyumaz,
Alttan bakıyor kurnaz!
 
Egrek demiş: — Varayım,
Kolunu bağlayayım...
 
Varınca attan inmiş,
Hayran olup imrenmiş.
Elâ gözlü bir çocuk,
Boynunda varmış boncuk.
Belinde boyu kadar,
Asılı kopuzu var...
Egrek kopuzu almış,
Teline vurup çalmış:
— Kara cins ata binen,
Yiğit geçmiş kendinden.
Arku Bel, Ala Dağ’dan
Deli deli çaylardan,
Aşıp gurbete geldin.
Bir uykuya yenildin.
Oğuz’dan gelen koçak,
Ak elin bağlanacak.
Seni atarlar dama!
Atan da düşer gama.
Gafil olma haydi kalk,
Uyan da çevrene bak.
Her yanı kâfir sardı,
Ölü olsa kalkardı...
 
Seyrek hemen uyanmış
Kılıncına dayanmış.
 
Demiş : — Bre imansız!
Ne söylersin ey kansız?
Seni iki parçaya,
Ayırırdım hadi ya,
Elinde kopuz vardı,
Kılıncım bundan durdu...
Ak, boz ata binerken,
Kardeşim için erken,
Kalktım geldim buraya,
Çekil girme araya.
Esir var mı kalede,
Kalmış mıdır çilede?
 
Egrek demiş: — Ey koçak,
Bana söyle çabucak.
Ağzın için öleyim,
O dilini seveyim.
Doğum yerin neresi,
Han baban kimin nesi?
Deveme çoban mısın?
Anama oğlan mısın?
Çabucak söyle bana,
Başım kurbandır sana...
 
Segrek demiş ki: — Oğlan,
Ümidimdir Yaradan.
Bayındır Sancak tutan.
Alpımız Salur Kazan.
Uşun Koca’dır babam,
Esirmiş Egrek Ağam.
Adımı sordun Segrek.
Bunlar sana ne gerek?
 
Egrek demiş: — Vay canım!
Koçum benim, aslanım...
Tatlı dilin seveyim,
Ağzın için öleyim.
Gurbet ele ırağa,
Kardeşi aramağa,
Alp kardeş sen mi geldin?
Gönlümü hoşnut kıldın.
 
Kardeşler kucaklaşmış,
Kâfirler uzaklaşmış.
Atlamışlar atlara,
Kılıçla düşmanlara,
Vurarak öldürmüşler.
Atları götürmüşler.
Oğuz ele varmışlar,
Mutlu haber vermişler.
Kurban kesilip yenmiş,
Toy edilip şenlenmiş.
Atam Korkut gelince,
Duâ etmiş dilince:
— Geldi tutsak gardaşın
Sonu ölüm uzun yaşın.
Ölüm vakti gelince,
Allah affetsin önce.
Ayırmasın imandan.
Dileğimiz Rahman’dan.
Yalvaralım Mevla’ya,
Muhammed Mustafa’ya
Bizleri bağışlasın,
Esirgesin, saklasın.
 
Ahmet KARAASLAN 
26/05/2002 – TALAS
 
[1] Fiske, darbe, tekme, yumruk
[2]Gitmesine engel olacak bir şey yap
 
 
 
Bugün 7 ziyaretçi (8 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol