Salur Kazan’ın Esir Olup Oğlu Uruz’un Çıkardığı Destan



 

SALUR KAZAN’IN ESİR OLUP OĞLU URUZ’UN ÇIKARDIĞI DESTAN

 

Beylerbeyi Han Kazan,

Ava gidermiş bazan.

Tekür hediye salmış,

Kazan Han onu almış.

Bir şahinmiş hediye,

Gitmiş zevk olsun diye.

Kazan Han çıkmış ava,

Önünde geniş ova

Kuşu elden bırakmış

Sonra arkadan bakmış.

Kuş, kaleye yönelmiş,

Kazan yere çömelmiş.

Beylerbeyi Kazan’ın,

Uykusu gelmiş Han’ın.

Oğuz beyi yedi gün,

Bu bir küçük ölümün,

Etkisinde kalırmış,

Yatarak uzanırmış.

Toman’ın kalesinin,

Tekür ve askerinin,

O gün av zamanıymış

Kalenin de yanıymış.

Casus uzaktan görmüş,

Tekür’e haber vermiş.

Onlar baskına gelmiş.

Han uykuya yenilmiş.

Han’ı yakalamışlar,

Urganla bağlamışlar.

Üzerini soymuşlar

 

Arabaya koymuşlar.

Araba sarsılınca,

Kazan uyanıp onca

Koparmış urganları,

Şaşırtmış adamları.

El çarpıp kah kah gülmüş,

Alay edip öksürmüş.

 

Demişler ki: — Ey Kazan,

Hoşlandın arabadan(?)

 

Kazan demiş: — Bu beşik,

Çok güzel, ortopedik!

Sizler de dadımsınız,

Ne demek anlarsınız...

 

Kazan’ı götürerek,

Kuyuya indirerek,

Hapsetmişler kalede.

Esirmiş ellerinde.

Tekür’ün hanımı der:

“Bu Kazan nasıl bir er?

Çok merak ettim onu,

Gidip göreyim şunu.”

Gelmiş kuyu başına,

Oturarak taşına:

— Nice hâlin ey Kazan,

Hoşnut musun kuyudan?

Güzel mi yerin altı,

Veriyor mu sıkıntı?

Ne yersin, ne içersin

Orda neye binersin?

 

Kazan demiş: — Bak hanım,

Cennet sanki dört yanım.

Ölülerinize siz,

Yemekler verirsiniz.

Ne verseniz alırım,

Onlar benim atlarım.

Her birine binerim,

Yer altını gezerim...

 

Kadın demiş: — Ey Kazan,

Rastlar mısın bazan?

Orada bir kızım var,

Ondan bana haber ver.

Daha yaşı yediydi,

Yanakları benliydi.

Kerem et binme ona,

Başım kurbandır sana...

 

Kazan demiş: — Neyleyim,

Başka kime bineyim?

En yorgası[1] kızınız,

Nasıl gezerim atsız?

 

Kadın koşmuş Tekür’e:

      Kazan denen o ere,

Acı, kuyudan çıkar.

Yer altında o Tatar,

Kızıma biniyormuş,

Yemeğini yiyormuş.

Bu dünyada gönlümüz,

Mezarlarda ölümüz...

Neler çekmiştir ondan!

Kurtar bizi Kazan’dan.

 

Tekür divan toplamış.

Fikirlerini almış.

Demişler ki: — Kazan Han,

Çıkıp gelsin kuyudan.

Bizi yüceltip övsün,

Oğuzlar’a da sövsün.

Antlar içsin, şart etsin;

Çekip yurduna gitsin.

Bizi düşman bilmesin,

Buralara gelmesin...

 

Kazan’ı getirmişler,

Divana götürmüşler.

Kazan demiş: — Bakınız,

Burada yanıldınız!

Benim de vardır şartım.

At olmazsa ilhamım,

Gelmez ve söyleyemem,

Bir kelime diyemem.

Şura bir er getirin,

At gibi eyerleyin.

Üzerine bineyim,

Sonra sizi öveyim...

 

Bir eri getirmişler,

At edip yatırmışlar.

Kazan üstüne binmiş,

Erin gözleri dönmüş.

Ona bir ökçe vurmuş,

Kemiklerini kırmış.

Onu serince yere,

Şöyle demiş Tekür’e:

— Kopuzumu getirin,

Çabuk elime verin.

Sizler geçip seyredin.

Sözlerimi dinleyin.

 

Kopuzu getirmişler,

Kazan Han’a vermişler.

Kazan demiş: — Kâfirler!

Dinleyiniz münkirler.

Bin ere düşman demem,

Yirmi binle dövüşmem.

Otuz, kırk, elli bini

Altmış, yetmiş, sekseni...

Hasım diye bellemem.

Yüzden eksik istemem.

Muhammet’in aşkına

Kıydım kâfir canına.

Kâfirleri kestim ben,

Korkmadım hiç kimseden.

Ejderhalardan yılmam,

Çarpışmalardan kaçmam...

Üç erle aldım kale,

Tekür’ü yaptım köle.

Akçeye aldanmadım,

Altunlara kanmadım.

Çok plân çevirdiler,

Kızla gelin verdiler,

Hiç birini almadım,

Aslımı unutmadım.

Azman kurt köküm benim,

Aksungur[2] cinsim benim.

Yavuz Oğuz ilinde,

Oğlum Uruz isminde,

Kardeşim Kara Göne,

Dengi yoktur, bir tane...

Yiğit bahadırım var,

Elbet bir gün duyarlar!

Öldürsen de övemem;

Ben kökümü yeremem.

Küçük domuz şölenli,

Torba saman döşekli,

Yarım kerpiç yastıklı,

Yontma ağaç tanrılı...

İt kâfir güv güv etme,

Benden övgü bekleme!

 

Kâfirler demiş: — Kazan,

Bizi övmedi şu an...

Oğlu, kardeşi vardır,

Öldürmek de zarardır.

Domuz damına atın,

Elinize koz yapın.

 

“At ayağı çabuk olur,

Ozan dili çevik olur.”

Uruz, genç bir er olmuş.

Han ile otururmuş.

Sabahleyin erkenden,

O, divana giderken;

Demiş ki biri ona:

— Tıpkı benzer Kazan’a!

Kazan da yiğit erdi,

Tam oğluna benzerdi...

 

Uruz demiş ki: — Kavat!

Babam Bayındır fakat

Dersin Kazan’mış babam,

Ben onu hiç tanımam!

 

Adam demiş: — Er kişi,

İşitmemişsin işi...

Bayındır senin deden,

İstersen sor annenden.

Annenin babasıdır,

Senin baban Kazan’dır.

Tekür’ün ülkesinde,

Toman’ın Kalesi’nde,

Senelerdir esirdir,

Bilenmez ki nicedir!

 

Uruz dönmüş evine,

Gelerek annesine:

— Ben bir şey işitmişim,

Han oğlu değilmişim!

Kazan mı benim babam,

Gizleme hatun anam?

 

Ana demiş ağlayıp:

— Uruz’um baban kayıp!

Sağ mıdır bilmiyorum.

Demeye ürküyorum.

Sen gidersen ardından,

Korktum helâk olmandan.

Amcana haber gönder,

Bir bakalım o ne der?

 

Ok ve yayını kapmış,

Uruz hazırlık yapmış.

Askeriyle Kara Göne

Çıkıp gelmiş döne döne.

Kiliseye gelmişler,

İçeri seslenmişler.

Keşişler karşı çıkmış,

Kılıç çekip, ok çakmış.

Oğuzların alpları,

Öldürmüş papazları.

Sığırtmaç seyredermiş,

Tekür’e haber vermiş.

Tekür işitmiş bunu,

Beylere, duyduğunu

Teker teker nakletmiş.

“Fikriniz nedir?” demiş.

Demişler ki: — Zindanı,

Açın gelsin Kazan’ı.

Düşmanla savaştırın,

Bu belâdan kurtarın...

 

Getirilince Kazan,

Tekür demiş ki: — Bak Han,

İşte çıktın zindandan.

Bizi kurtar belâdan.

Belâ var başımızda,

Düşman var karşımızda...

Sana haraç verelim,

İline gönderelim.

Ant iç ve düşman olma,

Bir de bize saldırma.

Sulh yapıp anlaşalım,

Barışık yaşayalım.

 

Kazan demiş: — Ben erim,

Doğru yoldan giderim.

Madem barış diyorsun,

Anlaşmak istiyorsun.

Ben de barışseverim,

Anlaşarak dönerim.

Düşmanı bana göster,

Bileyim neler ister?

 

Bir ata bindirmişler,

Meydana götürmüşler.

Kazan görmüş boz atlı,

Civan bir delikanlı,

Sancağı var elinde,

Bekler Oğuz önünde.

Kara Göne arkada,

Niceleri sırada...

At tepip çıkmış Kazan,

Beyrek gelmiş Oğuz’dan.

Ona demiş ki Kazan:

— Demir giyimli oğlan

Bana de, adın nedir;

Babanla, anan kimdir?

 

Beyrek demiş ki ona:

— Adımı sordun bana.

Bayburt’da surdan uçtum,

Adaklıma kavuştum.

Püre’nin oğluyum ben,

Neden merak ettin sen?

 

Kazan demiş: —  En önde,

Sancağı var elinde,

Gördüğüm yiğit kimdir?

Babası kimlerdendir?

 

Beyrek demiş: — Bak sana!

Niçin geldin meydana?

Onun babası Kazan.

Sana ne babasından!

 

Gönlünden demiş Kazan:

“Şükür sana Yaradan.

Oğlancığım er olmuş,

Aramış beni bulmuş...”

 

Beyrek vurmuş Kazan’a.

Tesir etmemiş Han’a.

Kazan Han, gürzü almış,

Beyrek’e  çomak çalmış.

Demiş: — Söyle beyine,

Güvenirse kendine,

Çıksın meydana gelsin.

Benim dengim değilsin...

 

Dülek Evren haykırmış,

Kazan Han’a saldırmış.

Çomağını sallamış,

Kazan, elinden almış.

Mızrak da gitmiş elden,

Yenilmiş Dülek Evren.

Dönerek geri gitmiş,

Kazan Han, er dilemiş.

Alp Rüstem çıkıp gelmiş,

O da Han’a yenilmiş.

Tekrar er dilemiş Han

Uruz gelmiş Oğuz’dan.

Babasına kılıçla,

Omzuna vurmuş hınçla.

Kazan demiş: — Uruz’um,

Yiğidim, aslan oğlum,

Sana kıyamam yavrum!

Dağımın yükseğisin,

Evimin direğisin.

Gözümün aydını sen

Öldür beni istersen!

Aksakallı babanım,

Aradığın Kazan’ım...

 

Uruz işitmiş sözü,

Yaş dolmuş süzme gözü.

Yere inmiş atından,

Sarılarak kolundan.

Babasını kaldırmış

Kâfirlere saldırmış.

Kıyamet bir cenk olmuş,

Meydan kan ile dolmuş.

Oğuz ile dönmüşler

Coşmuşlar, sevinmişler.

On gün boyu toy olmuş.

Yiyip, içmeler bolmuş.

Dedem Korkut gelince,

Duâ etmiş dilince:

— Geldi ve geçti onlar.

Kondu göçtü kervanlar.

Ecel erişti cana,

Gittiler öbür yana.

Ah dünya fani dünya

Ne İsa ne Musa’ya,

Kimseye yâr olmadı,

Süleyman’a kalmadı.

Gidimli tüm gelenler,

Canlılar ölümlüler...

Kara ölüm geçit versin,

Hakk medet eriştirsin.

Duâ edeyim Han’ım,

Kabul etsin Allah’ım.

Yalvaralım Mevla’ya,

Muhammet Mustafa’ya

Bizleri bağışlasın,

Esirgesin, saklasın.


                     
Ahmet KARAASLAN

             02/06/2002 – TALAS


[1]Rahvan bir at koşusu, sarsıntısız koşuş.

[2] Doğan, şahin




 
 
Bugün 9 ziyaretçi (12 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol