
TEPEGÖZ
Gece Oğuz İli’ne
Düşman gelmiş üstüne.
Kaçıyorken baskından,
Aruz da arkasından
Düşürmüş yavrusunu,
Kaybetmiş umudunu.
Onu bir aslan bulmuş,
Oğlana ana olmuş.
Alıp ine götürmüş
Yatağına yatırmış.
Ona çok hizmet etmiş,
Beslemiş ve büyütmüş.
Zamanla Oğuz Boyu
Yaylaya çıkmış soyu.
Oğuz’un at çobanı,
Görüp Bayındır Han’ı:
— Han’ım bugün sazlıktan
Çıkıp geldi bir aslan.
Adamı andırıyor,
At basıyor, alıyor
Kanını sömürüyor.
Salınarak yürüyor.
Aslan gibi yiyişi,
Adam gibi gidişi!
Aruz demiş ki: — Han’ım,
O benim oğlancığım.
Düşmanın baskınında,
Ürktüğümüz zamanda,
Düşürmüş, yitirmiştim,
O gece kaybetmiştim.
Beyler ata binmişler,
O sazlığa gitmişler.
Aslanı kovalamış,
Oğlanı yakalamış,
Oğuz’a götürmüşler,
Evine getirmişler.
Su gibi akmış zaman,
Duramamış ki oğlan.
Tekrar sazlığa kaçmış,
Başlarına iş açmış.
Getirmiş Aruz Koca,
Oğlan fırsat buldukca
Kaçıp gitmiş sazlığa,
Alışmış aslanlığa...
Son getirildiğinde,
Gelerek Korkut Dede,
Öğüt vermiş oğlana
Şöyle demiş aslana:
— Sen insansın, o hayvan!
Hayır gelmez aslandan.
Hayvan arkadaş olmaz,
Onun ile yaşanmaz!
Ata bin güzellikle,
Ok at er yiğitlikle.
BASAT koydum adını,
Allah versin yaşını...
O günden sonra Basat
Çok bulmuş ama fırsat
Alışmış Oğuzlara,
Erkeklere, kızlara
Yiğitlere katılmış,
Ok atmış kılıç çalmış.
Aruz’un Konur Çoban,
Sürüsünü ovadan
Alıp yaylaya gitmiş.
Uzun Pınar’a yetmiş.
Ansızın sürü ürkmüş,
Çoban iyice korkmuş.
Gitmiş sırtında keçe,
Öfkelenmiş erkeçe [1] .
Açılınca ileri,
Görmüş ki birkaç peri,
Konur Koca’dan kaçmaya
Kanatlanmış uçmaya.
Atarak keçesini
Perilerden birini,
Yakalayıp kolundan;
Yanak ve dudağından,
Tamah etmiş tutarak,
İlişmiş de yatarak...
Demiş ki peri kızı:
— Bekle gelecek yazı.
Vakti tamam olunca,
Dokuz ayı dolunca,
Ey çoban almaya gel.
Ama şunu iyi bil:
Oğuzlar çok çekecek!
Felâket bitmeyecek,
Zaman su gibi akmış.
Boylar yaylaya çıkmış
Bir gün Uzun Pınar’dan,
Dönerken Konur Çoban,
Yine ürkmüş sürüsü,
Yol üstünde birisi
Yüzükoyu yatarmış,
Parıl parıl parlarmış.
Yine gelmiş o peri,
Demiş ki: — Kaçma geri.
Emanetin al çoban,
Kalmıştı geçen yıldan...
Çoban dehşete düşmüş,
Çok korkmuş, aklı şaşmış.
Sapanla tutmuş taşa,
Tekmeyle vurmuş başa.
Vurdukça o, kabarmış,
Konur Koca korkarmış...
Bayındır Han, beyleri,
Dolaşmış o yerleri.
Gezmişler bayır, dere
Tam gelmişler o yere.
Görmüşler ki bir kütle,
Sadece kemik etle...
“Başı, kıçı belirsiz”
Bir alâmet şekilsiz!
İnip tekme vurunca,
Kütle büyümüş, koca
İri yarı hâl almış;
Her vurmada kabarmış.
Aruz, attan atlamış.
Tekme vurmuş, taşlamış.
Dış tarafı kırılmış
Kütle birden yarılmış.
İçinden bir şey çıkmış!
Tek gözü ile bakmış.
İnsan gibi ip iri,
Kendi anormal biri...
Aruz acımış ona,
Alarak kucağına
Eteğine de sarmış,
Bayındır’a yalvarmış:
— Bana veriniz Han’ım,
Var ya Basat oğlanım.
Ona kardeş edeyim,
Birlikte besleyeyim...
Han, vermiş kendisine
Alıp gitmiş evine.
Bir dadı getirmişler,
Sütünden emzirmişler.
Bir emişte bitirmiş
Sonunu da getirmiş.
İkincide kanını,
Üçüncüde canını!
Oğlanı emzirmeye,
Sütüyle beslemeye,
Getirmişler sütana.
Dayanmamış oğlana.
Dadılar ölüp gitmiş,
Tüm Oğuz hayret etmiş!
Koyarak kazanlara,
Çekilmişler yanlara.
Beslemiş, büyütmüşler,
Oğlanı yürütmüşler.
Oynamaya başlamış,
Birçoğunu haşlamış.
Kimisinin burnunu,
Bazısının kolunu...
Oynarken koparırmış,
Alıp onu yutarmış!
Gitmişler Aruz Bey’e
“Han’ım bu belâ” diye
Ağlayarak inlemiş,
Aruz, üzgün dinlemiş.
Tepegöz’ü çağırmış,
Öfkelenip bağırmış.
Dövüp, sövüp, men etmiş
Kovunca evden gitmiş.
Tepegöz’ün anası,
Gelmiş o kahrolası!
Oğlunun parmağına
Bir yüzük takıp ona:
— Seni bu yüzük oğlum,
Her şeyden korur yavrum.
Ok delmez bedenini,
Kılıç kesmez tenini.
Bu sendeyken hiç korkma,
Sakın ola çıkarma...
Tepegöz çıkmış dağa;
Saldırmış sola, sağa.
Kötü ünü duyulmuş,
Büyük haramî olmuş.
Çocuk, çoban dememiş
Tuttuklarını yemiş!
Oğuz’un yiğitleri
Toplanarak erleri,
Tepegöz’ün izini
Sürüp bulmuş yerini.
Yaklaşmışlar yanına,
Ok atmışlar canına.
Hiç biri kâr etmemiş!
Çabaları yetmemiş
Sinirlenmiş Tepegöz
Söylemeden bir tek söz
Ağaçları çekermiş,
Köklerinden sökermiş.
Atarmış Oğuz’lara
Karıştırır tozlara.
Elli, altmış insanın,
Yere dökmüş al kanın.
Oğuz İle saldırmış,
Kazan Han’ı kaldırmış
Sallayıp yere çalmış
Aklını baştan almış.
Kazan perişan olmuş,
Her tarafı kan olmuş.
Kardeşi Kara Göne,
Yıkılmış döne döne.
Uşun Koca’nın oğlu,
Kırdırmış kafa, kolu.
Düzen Oğlu Alp Rüstem,
Daha kimleri desem!
Demir giyimli Mamak,
Bilcümle olmuş helâk!
Aruz’a kan kusturmuş,
Kıyan Selçuk’a vurmuş.
Ödü patlayıp ölmüş.
Oğuz iyice ürkmüş [2].
Kaçmış yurdu bırakıp.
Tepegöz yola çıkıp.
Yedi kere çevirmiş,
Tekrar yurda getirmiş.
Oğuz tarumar olmuş,
Korkut Ata’yı bulmuş.
Tepegöz’e göndermiş,
“Kesim keselim[3] ” demiş.
Korkut Ata gidince,
Bir selâm vermiş önce:
— Oğul Tepegöz dinle,
Anlaşalım seninle.
Oğuz oldu perişan!
Var ise sende vicdan,
Barış yapalım, anlaş,
Oğuz İlden uzaklaş.
Derler: “Haraç verelim,
Bıraksın da gidelim...”
Tepegöz demiş: — Ata,
Ben asla yapmam hata.
Çok kolay olmaz öyle,
Git de Oğuz’a söyle.
Bir günde altmış adam,
Onları yiyem tadam.
İki hizmetçi versin,
Yemeğimi pişirsin...
Onlar yapsın aşımı,
Ben de koyup başımı,
Rahat yatar, uyurum
Kavga etmem, dururum...
Ata demiş:— Tepegöz!
Bu nice lâf, nasıl söz?
Vay vay anam, vay babam;
Bir günde altmış adam!
Sen, Oğuz’un hepsini
Tüketirsin neslini!
Günde iki insanı,
Beş yüz adet hayvanı,
Verelim de git bırak,
Sen de ol bizden ırak...
Anlaşmışlar böylece,
Sürüp gitmiş günlerce.
Sıra dönmüş dolaşmış,
Kapak Han’a ulaşmış.
Kapak Han’ın hatunu
İkinci kez oğlunu,
Vermemek için tekrar
Çıkıp bahane arar.
Feryat, figan ağlamış.
Yüreğini dağlamış.
Basat akından gelmiş,
O hatun, haber almış.
Çıkıp çadıra gitmiş,
Ağlayıp, dua etmiş:
— Ey acuna sığmayan,
Hâlimiz olsun ayan.
Oğuz da adı belli,
Yiğit, aslan yürekli
Han medet eyle bana,
Başım kurbandır sana...
Basat şaşırıp kalmış!
Düşüncelere dalmış:
Hatuna demiş: — Ana,
Ne oldu böyle sana?
Sen neler söylüyorsun,
Benden ne istiyorsun?
Demiş ki yaşlı kadın:
— Oğul bunu duymadın.
Yalan dünya yüzünde,
Oğuz’un düzlüğünde
Belâ oldu Tepegöz.
Hâl bilmez, dinlemez söz.
Oğuz’u ondurmadı,
Yurdunda kondurmadı.
Kılıç, onu kesmedi,
Ok, kargı işlemedi.
Alplar başı Kazan’a
Bir darbe vurdu ona,
Yuvarlandı kayadan,
Perişan oldu Kazan!
Kara Göne kardeşi,
Kırıldı burnu, dişi...
Meydanın düzlüğünde,
Büğdüz Emen elinde
Feryat figan eyledi,
Melundan dayak yedi.
Aksakallı Aruz Han,
Kan tükürdü ağzından!
Oğul o yaşlı baban,
Görmüş müydü böyle an?
Kıyan Selçuk kardeşin,
Şehit oldu, sen düşün.
Vardı bir çift evladım,
Şimdi kırık kanadım.
Birini melun aldı
Bir verdim, biri kaldı.
Sıra döndü dolaştı,
Geldi bana ulaştı.
Hiç aman bilmiyorlar,
Onu da istiyorlar!
Kalsam kanatsız, kolsuz
Ne yaparım oğulsuz?
Medet et bana Han’ım
Sana kurbandır canım.
Basat duymuş üzülmüş,
Gözünden yaş süzülmüş:
— Diktiğim otağları,
Yurttaki çadırları,
Yıkan o zalim midir?
Melûnun derdi nedir?
Atlarımı tavladan,
Devemi katarından,
Sürüden getirdiğim,
Şölenimde kestiğim,
Koyunumu ağıldan,
O hain mi dağıtan?
Aksakallı babamı,
Akbürçekli anamı,
“Oğul!” diye ağlattın,
Oğuz’a neden çattın!
Kara dağımın yükseği,
Güçlü belimin desteği,
Kardeşimden ayrıldım.
Eyvah eyvah ben yandım!
Kınalayıp elini
Çıkardığım gelini,
Ayırdı kardeşimden,
Ben giderim peşinden.
Ey melun şimdi seni,
Keseceğim gövdeni!..
Esir verip hatuna,
Göndermiş obasına.
Esiri alan hatun,
Sıradaki oğlunun,
Yerine verip gelmiş,
Aruz’u müjdelemiş.
Oğuzlar toplanmışlar,
Olanlara yanmışlar.
Basat kükremiş, coşmuş,
Sonra halka konuşmuş:
— Beni dinleyin beyler.
Ben yokken olmuş neler?
Tepegöz yoldan sapmış,
Oğuz’a zulüm yapmış.
Tüm Oğuz’u ağlatmış,
Ciğerini dağlatmış.
Şimdi kardeş uğruna
Tepegöz’ün yoluna,
Çıkıp buluşacağım;
Yaman vuruşacağım.
Ne buyurursunuz siz,
Haydi bana deyiniz?
Kazan Han demiş: — Oğlum,
Bunları unut yavrum.
Aman ha evlât Basat!
İşlemez kılıç, pusat.
Melun ejderha oldu,
Oğuz’u esir aldı.
Sandım kara bir kaplan,
Ya da kükremiş aslan!
Getirdim kara dağdan,
Çevirdim kalın sazdan,
Gökyüzünden indirdim,
Kılıncımı bindirdim,
Melunu yenemedim
Ne oldu bilemedim!
Er ol, bey ol ey Basat
Aksakallı babanı,
Akbürçekli ananı,
Oğul, gidip ağlatma.
Sakın yoluna varma!
Aruz demiş ki: — Oğlum,
Basat’ım aslan yavrum,
Ocağımı boş koyma;
Gel, o meluna uyma...
Ant içmiş meğer Basat,
Elinde koca pusat.
Sadağını bağlamış,
Kılıncını yağlamış.
Yayını takıp kola,
Öylece çıkmış yola.
Geçmiş çaydan, dereden;
Görmüş onu tepeden.
Salahana [5] kayada,
Yuva kurmuş mağrada.
Yastık yapmış bir taşı,
Güneşe doğru başı
Horlayıp uyuyormuş,
Kimseyi duymuyormuş.
Sadaktan ok çıkarmış,
Oku yaya takarmış.
Birincisi karnına,
İkincisi sırtına,
Üçüncüsü bağrına,
Sonrası kafasına...
Oklar hiç işlememiş,
Tepegöz şöyle demiş:
— Kalkınız ihtiyarlar.
Buradaki hayvanlar,
Bizi rahat koymuyor,
Sinekler uyutmuyor...
Basat yine ok atmış,
Tepegöz oku tutmuş.
Basat’ı görüp gülmüş:
“Bize bir kuzu gelmiş!”
Oğlanı kovalamış,
Çabucak yakalamış.
Getirince inine,
Koyarak çizmesine:
— Ey ihtiyarlar bakın,
Benim kalkmama yakın,
Bu kuzuyu kesiniz,
Ateşte çeviriniz...
Deyip, yatmış kayaya
Rahat rahat uyuya.
Basat çizmeyi delmiş
Çıkmaya bir yol bulmuş:
— Ey Yapağılı, Yünlü
Bu melun ve tek gözlü,
Tüm Oğuz’u ağlatmış,
Haraç almış dağlatmış...
Zayıf yanı neresi,
Neyle olur ölmesi?
İhtiyarlar demiş ki:
— Bilmiyoruz inan ki.
Her tarafı kemiktir,
Sadece gözü ettir.
Basat ayağa kalkmış,
Gözünü açıp bakmış.
İyice incelemiş.
Onlara şöyle demiş:
— Uyanmadan koca leş,
Çabuk yakın bir ateş!
Şişi koyun ocağa,
Başlasın kızarmağa.
Şiş ocakta kızınca,
Nar gibi kızarınca
Besmele çekmiş önce,
Saldırmaya gelince:
“Ya Allah, ya Muhammet
Basat kula yardım et…”
Kızgın şiş göze batmış,
Tepegöz nara atmış.
Basat kaçmış mağraya,
İçerde saklanmaya.
Melun mağraya gitmiş,
Tokmağına el atmış.
Demiş ki: — Bre erkeç,
Gel altımdan tek tek geç.
Şu toklum, bu sakar koç,
Gel atımdan bir bir geç.
Geçenleri yoklamış,
Tüylerini koklamış.
Bir koç çağırmış Basat,
Elinde hazır pusat…
Koçu kesip, yüzerek
Derisini giyerek,
Tepegöz’e yönelmiş.
Kapı önüne gelmiş.
Tepegöz bilmiş bunu.
Tüyünden tutmuş onu:
— Sakar koç bana söyle!
Nereden bildin böyle,
Gözden helâk olurum?
Yalnız ordan ölürüm?
Bakayım kuyruğuna,
Mağaranın duvarına,
Seni öyle çalayım;
Duvarı yağlayayım!
Basat postu uzatmış,
İleri adım atmış.
Tepegöz, postu almış
Kaldırıp yere çalmış.
Basat’a demiş: — Oğlan,
Nasıl kurtuldun ulan?
Basat demiş ki: — Melun!
Sersem, kafası kalın...
Bacağın arasından,
Geçtim, çıktım kapıdan.
Allah eyledi yardım,
Ben canımı kurtardım.
Tepegöz demiş: — Ulan,
Ey mert ve yiğit oğlan;
Parmağımda yüzük var.
Gel de yanıma kadar,
Al, tak öz parmağına
Kılıç işlemez sana...
Yüzüğü yere atmış,
Basat yüzüğe gitmiş.
Melun bunu anlamış,
Saldırarak ünlemiş.
Basat yüzüğü atmış,
Tozu dumana katmış.
Tepegöz demiş: — Oğlan?
Git şu kümbeti dolan.
Görür müsün kümbeti?
Çok büyüktür kıymeti!
İçinde hazinem var,
Almasın ihtiyarlar.
Altın, mücevher boldur.
Gir de heybene doldur...
Basat kümbete girmiş,
Her taraf mücevhermiş!
Görünce çok altını,
Kayıp etmiş aklını.
Melun kapıya gelmiş,
Sevincinden mest olmuş:
— Sen kümbete girdin mi?
Hazinemi sevdin mi?
Basat demiş ki: — Girdim,
Gerçekten çok beğendim...
Tepegöz demiş: — Oğlan,
Ettiğin yetti ulan!
Öyle bir çarpayım ben,
Kümbetin içinde sen,
Darmadağın olasın,
Bir tek parçan kalmasın!
Basat demiş: — Ya Allah,
Lâ ilâhe illâllah.
Muhammed Resulûllah.
Ya Hakk, Ya Sübhanallah...
O an kümbet yarılmış,
Yedi yola ayrılmış.
Kapıların birinden,
Basat çıkmış içinden.
Melun kümbete vurmuş,
Yapı yerle bir olmuş:
— Ey oğlan kurtuldun mu
Sana bir şey oldu mu?
Basat demiş: — Kurtuldum,
Zaten içinde yoktum.
Hakk bana etti yardım,
Ben canımı kurtardım...
Tepegöz demiş: — Sana,
Ölüm yokmuş baksana!
Gördün mü mağarayı?
Kapısından kayayı,
İterek içeri gir.
Artık bu işi bitir.
Orda iki kılıç var,
Duvarda asılılar.
Bir kınsız, biri kında
Kınsız olanı al da,
Beni ancak o keser.
Çektiğim bana yeter!
Basat mağraya girmiş,
Anlamış ki sihirmiş.
Demiş: “Bunlar sihirli
Öyle ise tedbirli
Yapışayım, alayım.
Kılıcımla tutayım.”
Kılıcına el atmış,
İndirmeye uzatmış.
Tutunca kılıcıyla,
Kılıç da kabzasıyla,
İki parça bölünmüş.
Basat bir an düşünmüş.
Demiş: “Bu şaşırtıcı!”
Bak ne yaptı kılıcı...
Bir ağaç bulup gelmiş,
Kınsız onu da bölmüş!
Asıldığı zincire
Okuyla vurup yere,
Düşürerek tavandan,
Yakalamış sapından.
Demiş: — Melûn nicesin?
Hani çıkmıyor sesin!
Tepegöz demiş: — Oğlan,
Yine kurtuldun ulan…
Sen belâ oldun bana!
Ölüm yok mudur sana?
Tek başıma Aruz’a
Neler yaptım Oğuz’a!
Gözümden ettin beni.
Dilerim Allah seni,
Benden beter eylesin,
Canına acı versin...
Neresi doğum yerin,
Kimdir senin pederin?
Gece içinde yolda
Kalsan çaresiz hâlde,
Kaybedersen yönünü;
Göremezsen önünü,
Neye göre gidersin
Kimden ümit beklersin?
O büyük savaşlarda
Yaptığın akınlarda,
Sancağı taşıyan kim?
Alpınızı bileyim...
Aksakallı babanın,
Akbürçekli ananın,
Adı nedir ey oğlan?
Saklamaz ki er olan...
Basat demiş ki: — Dinle.
Senin işin benimle.
Onları sorup durma,
Boşa çeneni yorma!
Güneydir doğum yerim,
Ümidim Allah Kerim.
Savaşta sancak tutan,
Alpımız Bayındır Han.
Akında önde giden,
Salur Kazan at tepen.
Koca ağaçtır babam.
Kükremiş aslan anam.
Yüce Oğuz’dan neslim,
İsmim Basat’tır benim...
— Eğer Basat isen sen,
Senin kardeşinim ben.
Basat, tatlı canıma
Kardeşim kıyma bana...
Basat demiş ki : —Kavat [6] !
“Kıyma” diyorsun fakat
Babamı ağlatmışsın,
Anamı sızlatmışsın...
Öldürdün kardeşimi,
Dul bıraktın yengemi.
O elâ gözlüleri,
Körpecik bebekleri,
Zalim öksüz koymuşsun,
Yüreğimi oymuşsun.
Kardeşimin ahını,
Yerde koymam kanını.
Kılıcı çekmeyince,
Başını kesmeyince,
Al kanın dökmeyince,
Derini yüzmeyince...
Bırakır mıyım seni,
Üzdüğün yetti beni!
Tepegöz demiş: — Vay vay!
Beni yendin mi kolay?
Oğuz’a saldırsaydım,
Yurdunu dağıtsaydım.
Oğlanını, kızını
Yeniden doğanını,
Tümünü öldüreydim,
Adam eti yiyeydim...
Güçlü Oğuz beyleri,
Yaşlıları, gençleri...
Beni kovalasalar,
Bir yere toplansalar.
Mancınıkla taş atsam,
Başım altına tutsam,
Kafama taş düşerek,
Ölseydim ezilerek...
Yaşlıları ağlattım,
Nice yürek dağlattım.
Akbürçekli analar,
Doğurduğu balalar,
Çocuk ve delikanlı,
Ak elleri kınalı,
Kızlar, gelinler nice
Onları yedim önce.
Çektiğim göz acısı,
Hep onların sancısı…
Ahı tutmuş olmalı,
Bu dertten kurtulmalı.
Bu acıyı vermesin,
Allah hiç çektirmesin...
Zalim böyle söylerken,
Basat davranmış erken,
Bir kılıç darbesiyle,
Gövdeyi, kellesiyle
Ayırmış birbirinden.
Yaya takmış gözünden.
İhtiyarlara demiş:
— Bu melun çok can yemiş.
Tepegöz’ü öldürdüm,
Kellesini sürüdüm.
Oğuz’a koşup gidin,
Babama müjde verin...
Oğuz müjdeyi almış.
Aruz çok mutlu olmuş.
Hatunu müjdelemiş,
Ona şöyle söylemiş:
— Gözün aydın ay hatun!
O yiğit Basat oğlun,
Tepelemiş zalimi,
Berkiştirdi belimi...
Alperenler atlanmış,
Adeta kanatlanmış,
Salahana’ya gitmiş.
Basat’ı tebrik etmiş.
Korkut Ata gelince,
Dua etmiş dilince:
— Öç aldın Tepegöz’den,
Oğuz kurtuldu yükten.
Karadağlar ün versin,
Kanlı sular yol versin.
Hakk yüzünü ak etsin,
Ömrünü uzun etsin.
Ölüm vakti gelince,
Ecelin erişince,
Arı bir iman versin,
Cennetine göndersin.
Silinsin günahımız,
Çoğalsın imanımız.
Adı güzel Muhammet,
Oğuz’a şefaat et.
Yalvaralım Mevla’ya,
Muhammet Mustafa’ya
Bizleri bağışlasın;
Esirgesin, saklasın.
Ahmet KARAASLAN
12/04/2000 – KAYSERİ
[1] Sürünün önünden giden erkek keçi, teke.
[2] Yurdu terk ederek, korkup kaçmış, göçmüş
[3] Belli bir miktar üzerinde anlaşalım
|
|
 |
|