KANGLI KOCA OĞLU KANTURALI DESTANI
Yiğit, gürbüz Kanglı Koca
Yerinden kalkmış usulca:
— Dostlar benim babam öldü,
Bütün mallar ondan kaldı.
Yerini, yurdunu tuttum,
Şöhretine şöhret kattım.
Mazlumları korudum,
Fakir giydirip, doyurdum...
Görüyorsunuz yaşlandım,
Her canlı gibi kocadım.
Ecel gelip can vermeden,
Kan Turalı gel sen evlen...
Şöyle demiş Kan Turalı:
— Baba, öyle kız bulmalı;
Ben kalkmadan o kalkacak.
Koç atıma atlayacak,
Kâfirlerle cenk edecek,
Baş kesecek, kan dökecek...
Kanglı Koca demiş: — Oğul,
Ne yatarsın hele doğrul.
İstemezmişsin evlenmek,
Hizmetçi istersin demek.
O kazansın, sen yiyesin,
Gününü gün eyleyesin!
Oğul kızı görmek senden,
Mal ve rızık vermek benden...
Böyle demiş ya babası.
Yiğitlerin ejderhası,
Bir kız aramaya gitmiş.
Oğuzeli bir tur atmış.
Geçirmiş ilkbahar yazı,
Bulamadan dönmüş kızı.
Kanglı Koca ona demiş:
— Kan Turalı bu nice iş?
Dereler ve dağlar aştın
Oğuz İlini dolaştın.
Bulamadan geldin kızı
Kaderin ters gider bazı.
Sen çalış ve kazan malı,
Baban sana kız bulmalı.
Uğrayayım Trabzon’a
Kız bulup geleyim sana...
Trabzon’nun Tekfur’unun,
Bir kızı varmış ki onun!
Öyle güzel yay çekermiş,
Oku havada sekermiş.
Güzel kızın kalınlığı[1],
Üç canavarmış başlığı.
Boğa, deve ve aslanmış.
Bu üç hayvan çok yamanmış!
Tekfur demiş ki meğerse:
“Kim bu üçünü yenerse,
Ona kızı vereceğim,
Oğlum gibi seveceğim.
Savaşıp da yenemeyen,
Hüner nedir bilemeyen,
Kellesinden kesilecek,
Ağaçlara asılacak…”
Birçok yiğit şans denemiş,
Hiç kimse de yenememiş.
Otuz iki can bu yolda,
Kellesi asılmış dalda...
Kanglı Koca o başları,
Görünce akmış yaşları.
Bitlerin tümü başından,
Oğuz İle geri dönmüş,
Kafa yorup, çok düşünmüş.
“At ayağı çabuk olur,
Ozan dili çevik olur.”
Kan Turalı haber almış,
Hemen otağına dalmış.
Saygı ve hürmet göstermiş,
Babasına şöyle sormuş:
— Dolaştın boy, oymak, oba...
Bana kız buldun mu baba?
Babası demiş ki: — Canım,
Evet kızı buldum Han’ım.
Trabzon İli’ne gittim,
Her bir yeri seyir ettim.
Çok belâlı buldum ama
Yazık olacak oğluma.
Güveniyorsan kendine,
Git de şansını bir dene...
Şöyle demiş Kan Turalı:
— Tekür’ün kızı olmalı.
Altun, akçe ve deveden...
Baba, ne isterler bizden?
Demiş ona Kanglı Koca:
— Hünerin gerek ustaca.
Kızın var üç canavarı,
Oğul görsen sen onları!
Bu üçünü yenemeyen,
İmtihanı veremeyen
Tutuluyor ensesinden,
Vuruluyor kellesinden...
Kan Turalı demiş: — Ata,
Binip gitmek gerek ata.
Bilmeseydim keşke bunu,
Belâya çattın oğlunu...
Kara cins ata bineyim,
Kâfire akın edeyim.
Baş keseyim, kan dökeyim.
Kalelerine gireyim,
Kul, hizmetçi getireyim.
Hünerimi göstereyim...
Gitmeliyim ben o kıza,
Yarın duyulur Oğuz’a.
Başımıza kakınç olur,
Yüzüme de dokunç olur!
Ey bey baba, kadın ana
Bolca duâ edin bana...
Çok düşünmüş Kanglı Koca,
Akıl yormuş gündüz gece.
Vazgeçirmek için onu,
Korkunç haberle oğlunu,
Geri döndürmek istemiş.
Öğüt verip, şöyle demiş:
— Gideceğin o ülkenin,
Vardığın yabancı yerin,
Yolları çok dolamaçlı,
Arazisi çok yamaçlı...
Alaca yılan sökemez,
Ormanlarına girilmez.
Yüksekçe kaleleri var.
Güzelleri hem göz kakar.
Cellâtları hay demeden
Başları keser gövdeden.
Oraları hiç görmedin,
Dağlarında iz sürmedin.
Belâya düşürdün kendin
Yaman yerlere yeltendin!
Ağlar ak bürçekli anan,
Gözünden yaş döker baban.
Geri dön yola çıkmadan,
Oğul vazgeç bu sevdadan...
Kan Turalı karar vermiş:
— Dönemem bey baba! Demiş.
Alp erene korku vermek,
Onu yolundan çevirmek,
Ayıp olur baba sana...
Babam güven artık bana.
Balçığına kum döşeyim,
Kaâdir kor’sa geçeyim.
Yılan sökmez ormanını,
Kökünü ve dallarını,
Ateşlere vereceğim,
Kalesine gireceğim...
Cellâtlarını keseyim,
Güzellerini öpeyim.
Ya o canavar hayvanın
Boynuzlarında boğanın,
İlişeyim, asılayım...
Ya o deveye varayım,
Ya başını koparayım.
Ya da altında kalayım!
Hayvanların kralının,
Kükremiş azgın aslanın,
Pençelerinde öleyim,
Ya da başını keseyim.
Ya gideyim, ya geleyim
Ya da varıp dönmeyeyim...
Öğüt ona kâr etmemiş.
Kan Turalı “dönmem” demiş.
Ana, baba demiş: — Yola,
Çıktın uğrun açık ola.
Git esenle, gel sağlıkla,
İşin olsun kolaylıkla...
Kırk yiğidini alarak,
Geçip gitmişler uçarak.
Yedi gündüz, yedi gece
Yol yürüyerek böylece
Tam hududa yetişmişler,
Çadırlar, tuğlar dikmişler.
Kan Turalı haykırırmış
Nara atıp, bağırırmış:
— Kırk yiğidim, arkadaşım,
Size kurban olsun başım.
Hakk Tealâ’ya yalvarsam,
Yüğrük[3] olsa da yarışsam.
O üç canavarı yensem,
Güzelim Selcen’i alsam
Oğuz İl’e mutlu dönsem,
Hem kıvansam hem sevinsem...
Kan Turalı böyle derken,
Tekür’ün casusu erken
Haber vermişler olayı,
Tekür demiş: “Var kolayı.”
Sarayına davet etmiş,
Yiğitler de kalkıp gitmiş.
Tekür demiş: — Kan Turalı,
Derler değilsin buralı.
Nerelerden geliyorsun,
Ne tarafa gidiyorsun?
Alperen, nedir dileğin?
Var mı benden bir isteğin?
Kan Turalı demiş: — Beyim,
Siz sordunuz söyleyeyim.
Karşı kara dağlarını,
Akıntılı ırmağını,
Aşmak için gelmişim ben.
Kızınız Selcen’i senden,
Yaradan’ın emri ile
Peygamberin kavli ile
İstiyorum ki alayım,
Senin damadın olayım...
Tekür demiş ki: — Sözlerin,
Hızlı ama ya hünerin...
Var ise göstersen bize,
Üç canavar gelsin dize.
Askerlerim bunu soyun,
Götürüp alana koyun.
Boğa ile vuruşturun
Kapıştırın, yarıştırın.
Soyunurken Kan Turalı.
Selcen de gönlü yaralı
Köşkten bakıyormuş ona.
Demiş: “Yazık bu oğlana!
Hakk babamın yüreğine,
Merhamet verse gönlüne
Başlık kesip beni verse,
Şu yiğidi sevindirse…”
Boğa gelince alana
Bakıp bağırmış oğlana.
Möğürüp diz çökmüş yere,
Boynuzlarıyla mermere
Vurunca un, ufak etmiş,
Taşı peynir gibi ditmiş!
Kâfirler çok sevinmişler,
Bağırarak öğünmüşler:
— Tüm yıkılsın Oğuzeli!
Bunların hepsi de deli...
Bir kız için onlarca can,
Kırk yiğidiyle bu oğlan
Hepsi birden ölecekler.
Biraz sonra görecekler…
Oğlan bakmış ki sağında,
Diğer taraftan solunda,
Yiğitler yaslı, yaralı.
Moral vermiş Kan Turalı:
— Kırk eşim, kırk arkadaşım,
Yiğitlerim, can gardaşım...
Susunuz, ağlamayınız!
Kolca kopuzum çalınız...
Kırk yiğidi demiş: — Han’ım,
Kan Turalı mert sultanım,
Arku Bel’i, Ala Dağ’ı
Geçtin çayları, ırmağı.
Av avladın, kuş kuşladın.
Nice boğa boğazladın.
Hizmetçinizin sağdığı,
Otlamaya yolladığı,
Boz ineğin buzağısı
Gördüğün Tekür boğası.
Yiğitler kormaz hasmından,
Keser onu boğazından?
Selcen Hatun köşkten bakar,
Bakışları yürek yakar.
Güzel Selcen’nin aşkına,
Bir “hu[4] ” çek de saldır ona!
Böyle deyince yiğitler.
Oğlan demiş ki: — Askerler,
Boğanızı bırakınız,
Sizler kenara çıkınız...
İpinden çözülen boğa,
Hiç bakmadan sola, sağa
Gelmiş hücum eyleyerek
Koşa koşa kükreyerek.
Kan Turalı sâlâvatla
Vurduğu bir tek tokatla.
Boğayı kıçı üstüne,
Yıkmış yerin üzerine.
Yumruğu ona dayamış,
Boğa iyice bunamış.
Boğa küt küt soluyormuş,
Ağzı köpük saçıyormuş.
Fikreylemiş Kan Turalı:
“Şu boğayı ne yapmalı?
Alp erenler bu Dünya’yı
Akıl ile kullanmayı
Biliyorlarmış eskiden.
Ben çekileyim önünden...
Arka tarafa geçeyim,
Hünerimi göstereyim...
Kerim Allah, ya Muhammet
Azim, Rahim sen yardım et...”
İbret alıp bu fikirden
Yumruğunu çekmiş birden.
Boğa yıkılarak kalmış.
Tutup onu yere çalmış.
Yüzüp almış derisini,
Ortada koymuş leşini.
Postu getirerek sermiş,
Tekürden kızı istemiş.
Tekür demiş: — Kızı verin,
Beğendim bunun hünerin.
İster dursun, ister gitsin,
Nasıl bilir, öyle etsin...
Tekürün oğlu, kardeşi
Demişler ki: — Bitmez işi.
Canavarların sultanı
Yenmesi gerek aslanı.
Bir hüner daha göstersin,
Kızını sonra verirsin...
Bu defa da çıkmış aslan,
Bir kükremiş zalim hayvan!
O kırk yiğit arkadaşı,
Yine akıtmış gözyaşı:
— İyi kurtuldu boğadan,
Aslan denen şu belâdan,
Hiç şansı yok zor kurtulur!
Bu hayvanlar yaman olur...
Oğlan bakmış ki sağında,
Diğer taraftan solunda,
Yiğitler yaslı, yaralı
Moral vermiş Kan Turalı:
— Kırk eşim, kırk arkadaşım
Can yiğitlerim, gardaşım!
Susunuz ağlamayınız!
Kolca kopuzum çalınız.
Beni överek, yüceltin
Yaradan’a duâ edin.
Selcen Hatun’un aşkına,
Saldırayım şu şaşkına...
Kırk yiğit de saz çalarak,
Demişler ki haykırarak:
— Akça sazların içinden,
Çıkarak gelen aniden
Canavarların sultanı,
Kükreyen aslan kıranı[5]...
Han’ım büyütme gözünde,
Bil ki bir köpek önünde!
Yiğit, eren köpeklere
Kendini dalatmaz bre...
Alp erenler savaş günü,
Alt ederler gördüğünü.
Selcen Hatun köşkten bakar,
Bakışları yürek yakar.
Güzel Selcen’in aşkına,
Bir “hu” çek de saldır ona.
El açarak Kan Turalı,
Demiş ki: “Gönlüm yaralı.
Yardım eyle Yüce Allah,
Senden başka yoktur ilâh.
Sana sığındım Yaradan,
Beni kurtar şu belâdan...”
Ellerine keçe sarmış,
Aslana çok yumruk vurmuş.
Fırlatarak yere çalmış,
Aslan yerde kalakalmış.
Gitmiş Tekür’ün yanına,
Geçip onun karşısına:
— Dostum gördün onu yendim,
Kızını almaya geldim...
Tekür demiş: — Getiriniz!
Kızı oğlana veriniz.
Gönül sevdi, gözüm gördü,
Aslana dersini verdi.
İster dursun, ister gitsin
Nasıl ister öyle etsin...
Tekürün oğlu, kardeşi
Demişler ki: — Bitmez işi.
Deve ile savaşmalı,
Yenerse kızı almalı.
Bir de onunla güreşsin,
Son defa hüner göstersin...
Allah’tan inayet olmuş,
Tekür de şöyle buyurmuş:
— Kara devenin ağzını,
Bir de onun boğazını;
Bağlayarak getiriniz.
Bu savaşı bitiriniz...
Bağlı getirilmiş hayvan.
Kan Turalı şaşmış o an.
Ayağı kayınca düşmüş.
Cellâtlar gelip üşüşmüş!
Kırk yiğidi kopuz çalmış,
Hıçkırıp feryatlar salmış:
— Doğrul hele Kan Turalı,
Uyan yiğitler kralı...
Boğayı, aslanı yendin,
Neden öyle sendeledin?
Karadağ’dan akan sudan,
Bunu haber alsa baban,
Büyük-küçük söz ederler.
Hakkında kötü söylerler!
Selcen Hatun köşkten bakar,
Bakışları yürek yakar!
Uyan, yatma Kan Turalı,
Davran yiğitler kralı...
Kan Turalı yerden kalkmış,
Koç yiğitlerine bakmış:
— Kırk eşim, kırk arkadaşım
Yiğitlerim, can gardaşım.
Susunuz, ağlamayınız;
Kolca kopuzum çalınız...
Beni överek yüceltin,
Yaradan’a duâ edin.
Ben Allah’ıma sığındım,
Yenilmedim ki, yıkıldım.
Hayvandan hiç korkmam, dönmem,
Arkamdan da söz söyletmem!
Ben deveden korkmuyorum,
Uygun anı bekliyorum.
Kopuzu çalan yarenler,
Oğlana destek verenler:
— Kapkayada yuva tutan,
Mevlâsına yakın uçan;
Cümle kuşların sultanı,
Bilmiyor musun kartalı!
Asla kargaya boğulmaz,
Hiçbir kuş da yıldıramaz.
Savaş gününde alp eren,
Düşmanına korku veren...
Selcen Hatun köşkten bakar,
Bakışları yürek yakar...
Yiğitler böyle deyince,
Bir tekbir getirmiş önce.
Tekme vurunca deveye,
O azgın, dönmüş deliye!
Bir daha vurmuş arkadan.
Yere devrilince hayvan,
Bıçağıyla boğazlamış.
Yanlarından birkaç kayış,
Deriden kesip çıkarmış.
Alarak Tekür’e varmış;
Deriyi atarak yere,
Şöyle söylemiş Tekür’e:
— Akıncıların okluğu,
Olursa bağı koptuğu,
Deriden kayış yapsınlar,
Onlar darda kalmasınlar...
Tekür demiş: — Dostlar inan
Vallâhi yiğitmiş oğlan.
Üç azgını da alt etti
Kızı almayı hak etti...
Tekür kızı ona vermiş,
Kırk yere otağ diktirmiş.
Ozanları coşturunca,
Yürekleri kabarınca,
Kan Turalı bir haykırmış,
Kılıcını yere çalmış:
— Yerler gibi kertileyim,
Oklarımla delineyim.
Toz olayım, savrulayım.
Kılıcımla doğranayım...
Vallâhi oğlum doğmasın,
Doğarsa da yaşamasın!
Babamın bir de anamın,
Oğuz’un, atalarımın...
Yüzlerini de görmesem,
Ben güveyliğe girmesem...
Böyle çok yeminler etmiş,
Evini çözüp, yükletmiş.
Yedi gece, yedi gündüz
Dağ, ova, ormandan dümdüz...
Göç eylemiş eğlenmeden,
Konaklayıp dinlenmeden.
Hudut boylarına gelmiş.
Ak otağını diktirmiş,
Göğe tuğları çektirmiş:
— Kırk eşim, kırk arkadaşım
Size kurban olsun başım.
Yüce Allah nasip etti,
Canavarları yendirtti.
Siz gidip babama deyin,
Buraya gelsin söyleyin…
Habercileri göndermiş,
Çevreyi seyir edermiş.
Kuğu, turna, keklik, sülün...
Çevresinde çokmuş gölün.
Sular çağlayıp akarmış,
Ördekler, kazlar uçarmış...
Her tarafta güller, çiçek;
Üstünde arı, kelebek...
Kopuz çalıp, eğlenmişler;
Yemiş, içmiş dinlenmişler.
Çekilmişler otağlara,
Uzanmışlar yataklara.
Oğuzları tüm kazalar,
Hep de uykuda yakalar.
Kan Turalı yatacakken,
Uykulara dalacakken,
Selcen Hatun, demiş: — Canım,
Sayısız benim düşmanım...
Bizleri takip ederler,
Gizlice bura gelirler.
Hep peşimde dolaşırlar,
Baskın yapar, bulaşırlar.
Sen uyuduğunda korkarım,
Öldürürlerse hakanım...
Kan Turalı işitmemiş,
Uykusunu yenememiş.
Selcen giyinmiş sessizce,
Otağdan çıkmış gizlice.
Yüksek bir tepeye çıkmış,
Gelen-giden var mı bakmış.
Meğer Tekür pişman olmuş,
Saçını, başını yolmuş.
Demir kılıçlı, pusatlı
Göndermiş altı yüz atlı.
Askerlere emir vermiş,
“Kızımı getirin” demiş.
Kılıçlı ve pusatlılar,
Çevreyi sarmış atlılar...
Selcen demiş: — Kan Turalı,
Uyan ey bahtı karalı.
Yiğidim başını kaldır,
Dört bir yanımız düşmandır.
Aç elâ süzme gözünü,
Döndür de bir bak yüzünü.
Karabaşın kesilmeden,
Topraklara tepilmeden,
Dağlarımız sallanmadan,
Kapkayalar oynamadan,
Düşmanlarınca pazundan,
Ellerinden ve kolundan,
Tutularak bağlanmadan
Kan Turalı artık uyan.
Alca kanın dökülmeden,
Kalk yiğidim kalk ölmeden.
Yanımıza gelmiş düşman!
Uyan artık, olma pişman...
Kan Turalı tez uyanmış.
Selcen Hatun’a dayanmış:
— Neler diyorsun güzelim?
Gelenler kimmiş bilelim...
Selcen kız demiş: — Yiğidim,
Düşman geldi ben söyledim.
Seni uyarması benden,
Hüner göstermek de senden...
Kan Turalı yerden kalkmış,
Yay, okunu alıp bakmış:
Savaşımız Hakk adına.
Pas tutmuştu kılıcımız,
İşte oldu maksadımız...
Lâilahe illâllah,
Yardım et yüce Allah.
Adı güzel Muhammet,
Ümmetine şefaât...
Arı suyla abdest almış,
İki rekât namaz kılmış.
Kâfirlere karşı varmış.
Klıncı ile saldırmış.
At oynatınca Selcen kız,
Kan Turalı demiş: — Dur kız!
Selcen demiş: — Ben gideyim,
Düşmanın çoktur geleyim.
Beni bırak, engel olma;
Boşuna kendini yorma.
Savaşalım, dövüşelim
Ya öldürüp, ya ölelim.
Eğer yenilirse düşman,
Otağa gitsin sağ kalan...
Kan Turalı bir taraftan,
Selcen Hatun öbür yandan,
Düşmana kılıç çalmışlar.
Nice kelleler almışlar.
Selcen hasmını bastırmış.
Düşmanlarını susturmuş
Kavga sona erdi sanmış,
Oradan otağa dönmüş.
Kan Turalı’yı aramış,
Dağ, dere, tepe taramış.
Kan Turalı’nın babası,
Beraber gelmiş anası.
Onlar bakmış ki otağdan,
Bir kız geliyor uzaktan.
Kılıcından, kabzasından
Kan damlıyor her yanından!
Kan Turalı görünmüyor,
Akıbeti bilinmiyor...
Kan, yaş döküp ağlamışlar,
Kızı yolda eğlemişler:
— Güzel kızım, güzel anam,
Gadanı[7], belânı alam...
Nerededir Kan Turalım,
Yerini söyle varalım.
Evladım esir mi oldu?
Düşman elinde mi kaldı?
Ana! Diye çağırdı mı?
Baba! Diye bağırdı mı?
Öldürdüler mi kâfirler?
Yok mu oğlumdan bir haber?
Kız düşünmüş bu ikisi,
Babası ile annesi.
Onları almış otağa,
Atlanarak gitmiş dağa.
Görmüş dağın yamacında,
Toz kalkarmış bir ucunda...
Yere çökmüş Kan Turalı,
Elleri, yüzü yaralı!
Kan içinde alnı, gözü;
Kıpkırmızı, eli, yüzü...
Koç atını oklamışlar,
Çevre yanını sarmışlar.
Düşmanları saldırırmış,
Kalkıp onları kovarmış.
Ona çok acımış Selcen,
Bir uçtan saldırmış hemen.
Bir bakmış ki Kan Turalı
Düşmanlarını bir atlı,
Kılıç sallayıp doğruyor,
Kellelerini vuruyor!
Kan Turalı demiş: — Yiğit,
Yıkıl başımdan defol git!
Sakın elini kaldırma,
İzin almadan saldırma!
Destursuzca baş kesersin,
Çabuk söyle yiğit kimsin?
Kuş olayım uçayım mı?
Kollarından tutayım mı?
Alca kanın dökeyim mi?
Gelip başın keseyim mi?
İzinsiz girip düşmana,
Yakışır mı vurmak sana?
Ey belâsı gelmiş yiğit,
Düşmanımı bırak da git!
Selcen demiş: — Hey yiğidim,
Seni savaşta yitirdim.
Cins at, tayını teper mi?
Seven durup seyreder mi?
Yiğitler sevgilisine,
Hiç kıyar mı söylesene!
Düşmanın bu yanı bana,
O tarafı kalsın sana...
Kan Turalı kızı bilmiş,
Kendi de gayrete gelmiş.
Kılıç çalmış, ok atmışlar;
Düşmanları bastırmışlar.
Dönmek için ak otağa,
Tırmandıklarında dağa.
Demiş kıza Kan Turalı:
— Güzelim bağrım yaralı!
Sen Oğuz’a gittiğinde,
Ak otağa indiğinde,
Oğuz’un güzel kızları,
Destan derse bazıları...
Oralarda övünürsün,
Beni küçük düşürürsün!
“Kan Turalı perişandı,
Gitmesem hâli yamandı,
Onu düşmandan kurtardım,
Terkime aldım, çıkardım...”
Oğuz’da böyle diyesin,
Sen kızlara övünesin!
Çıkamam elin içine,
Bakamam kimse yüzüne...
Gözüm döndü, gönül gitti,
Selcen sana sevgim bitti...
Öldüreceğim kız seni,
Rüsva ettin ele beni!
Selcen demiş: — Kan Turalı,
Etme yiğitler kralı.
Ben övünsem de kadınım.
Sen övün, hakkın aslanım.
Alaca yorganda yatmadık,
Daha senle sarmaşmadık...
Damak tutup emişmedik,
Oturup da söyleşmedik.
Tez sevdin, erken usandın!
Kan Turalı ne maksadın?
Allah biliyor ya sana,
Ben mûnisim kıyma bana...
Kan Turalı etmiş inat,
Selcen demiş: — Bre gavat!
Alttan alıyorum da ben,
Neden inat edersin sen?
Selcen bir tepeye çıkmış.
Yüksekten oğlana bakmış
Üç ok almış sadağından,
Temreni sökmüş okundan:
— Haydi yiğit okunu at.
Beni öldür zevkini tat...
Kan Turalı demiş: — Olmaz,
Erkek kızdan önce atmaz.
Kızların hakkı ilk hamle,
Ok atamam bu nedenle...
Selcen okunu yayına,
Sürüp atmış ayağına.
Kızın sevdiğini bilmiş
Kan Turalı koşup gelmiş:
— Vay seni kızıl yanaklım,
Yaya benzer karakaşlım.
Badem sığmaz dar ağızlım,
İpek gibi sırmalı saçlım
Sarı gelin, sultan soylum,
İnci dişlim, uzun boylum
Sana hiç ok atar mıyım?
Öldürmeye kıyar mıyım?
Kız ben seni deniyorum,
Vallâhi çok seviyorum...
Selcen demiş: — Biliyordum
Ben de seni deniyordum.
Binerdim kara cins ata,
Oklarımı ata ata.
Ala Dağ’da av yapardım,
Yabani geyik yıkardım.
Çıkarmıştım temrenini,
Öldürür müyüm hiç seni!
Sarılmışlar, sevişmişler
Damak verip emişmişler.
Cins atlarına binmişler,
Otağa gidip inmişler.
Babası oğlunu görmüş,
Yanaklarına el sürmüş.
Kalkıp Oğuz’a gitmişler,
Çimene otağ dikmişler.
Koçlar, aygırlar kesmişler;
Büyük bir şölen vermişler.
Ünlü toyla şenlik yapmış,
Kan Turalı murat kapmış.
Dede Korkut gelmiş toya,
Şöyle demiş Oğuz boya:
— Hani beyler, alp erenler
Dünya benimdir diyenler!
Yer gizledi, ecel aldı...
Fani dünya kime kaldı?
Gelimli gidimli dünya,
Son ucu ölümlü dünya...
Dileyelim ki Rahman’dan
Ecel vaktinde imândan,
Ayırmasın bizi Âzim,
Dostumuz olsun ol Râhim.
“Ak alnında beş kelime,”
Duâda geldi dilime...
Yiğit beyler, alp erenler,
Duâya amin diyenler,
Rahman’ın yüzünü görsün,
Rahman ona cennet versin.
Günahlarımız af olsun,
Cennet mekanımız olsun.
Ahmet KARAASLAN
20/09/2000 – KAYSERİ
[4] Derviş selâmı. “Ya Allah” de de saldır.
[5] Ölesice, yok olasıca anlamında bir bedduâ.
[6] İnandık, imân ettik, tasdik ettik
[7] Kazanı, belânı alayım