
DİRSE OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI
Kam Gan oğlu Bayındır
O, yüce bir soydandır.
Herkesi davet etmiş,
Büyük ziyafet vermiş.
Bolca kurban kestirmiş.
Beylere şöyle demiş:
— Üç ayrı renkli otağ,
Kızıl, kara bir de ağ;
Meydana kurulacak,
Oğuzlar çağrılacak.
Dağ gibi et yığınız,
Bolca kımız sağınız.
Hiçbir çocuğu yoksa
Evlatlardan mahrumsa,
Kara otağı verin.
Kara keçeyi serin,
Kara etten yedirin...
Beğenip yerse yesin,
Yemezse çekip gitsin!
Evladı olmayana,
Acınmayacak ona!
Hakk bedduâ etmiştir.
Kısmetini kesmiştir.
Biz de lânet ederiz,
Yüzüne de söyleriz.
Erkek ise çocuğu,
Ağ otağa konuğu.
Tek kızı olanları,
Kızıla al onları...
Bayındır böyle demiş.
Sıkı tembih eylemiş.
Gelmiş Oğuz Beyleri,
Şenlenmiş şölen yeri.
Kırk yiğitle Dirse Han,
O gün erken sabahtan,
Atını süre süre,
Göğsünü gere gere
Gitmiş şölen yerine;
Kahretmiş kaderine.
Meğerse Dirse Han’ın
Vah o bahtı karanın,
Yokmuş bir tek evladı!
Kırık kolu, kanadı...
Yerini göstermişler,
Ona şöyle demişler:
— Buyurdu Bayındır Han,
Hiç evladı olmayan
Kara otağa girsin,
Kara yahniden yesin.
Kara keçe serilsin,
Başka şey verilmesin.
Beğenip yerse yesin,
Yemezse çekip gitsin.
Emir böyle Dirse Han,
Buyruk yüce makamdan...
Dirse demiş onlara:
— Söyleyin Bayındır’a
Var mı bir eksik yanım,
Kimden geridir canım?
Sofram mı dolup taşmaz,
Kılıncım mı çalışmaz?
Yiğitlerim kalkınız,
Silahları takınız.
Obamıza dönelim,
Sebebi öğrenelim.
Bu durum ya hatundan,
Değilse Dirse Han’dan.
Dirse gelmiş evine,
Şöyle demiş eşine:
— Beri gel başım bahtı,
Gel hele gönlüm tahtı.
Yürüyen selvi boylum,
Kara saç, ak topuklum.
Yay gibi çatma kaşlım,
İnci diş, dar ağızlım,
Gel hele badem gözlüm,
Tatlı dil, şirin sözlüm.
“Düvleğim , yemişim”
Kadınım, güzel eşim.
Duy bugün neler oldu,
Kalbime sızı doldu!
Bizi de Hakk Tealâ
Kavuştursa oğula.
“Han kızı şimdi senin,
Oyayım mı gözlerin!
Başını da gövdenden
Ayırsam mı şimdi ben!
Müthiş gazap etsem mi?
Al kanını döksem mi?
Evlatsız koydun beni,
Tez söyle sebebini!..”
Hatun demiş: — Dirse Han,
Sebebi yok. Allah’tan.
İncinip söz söyleme,
Boşa gazap eyleme.
Var git ala çadır kur,
İç-Dış Oğuz’a duyur.
Borçluyu kurtar borçtan,
Açlar doyur kurbandan.
“Alırsan hayır duâ,”
Kavuşursun oğula...
Dişi ehlinin sözü,
Yakıp kül etmiş özü.
Bir şölen tertiplemiş,
Tüm beyleri ünlemiş.
Tepe gibi et yığmış,
Göl gibi kımız sağmış.
Borçluları kurtarmış,
Yaradan’a yalvarmış...
Aradan geçmiş zaman,
Oğlan doğmuş hatundan.
Büyümüş ve gelişmiş,
On beşine erişmiş.
Oğlan, köy meydanında
Arkadaşlar yanında
Oyuna başlamışlar.
Epeyi oynamışlar.
Bayındır’ın boğası,
Hele o, kahrolası!
Çıkagelmiş meydana,
Dev gibi koca dana.
Oğlanı bırakarak,
Hepsi kaçmış korkarak.
Boğa güçlü, azgınmış
Hem de çok saldırganmış!
Bir toslamış oğlana.
Oğlan onun alnına,
Yumruğunu dayamış.
Al kanlara boyamış.
Geçmiş de hayli zaman
Ne boğa ne de oğlan,
Birisi yenilmemiş.
Oğlan şöyle söylemiş:
“Bir dama vursam direk,
Olur ona bir destek.
Desteği giderirsem,
Yumruğumu çekersem,
Yıkılıp düşer boğa,
El atarım bıçağa.
Boğazını keserim,
Bu azgını yenerim...”
Yumruğunu gidermiş,
Boğa da tökezlermiş.
Çıkarmış bıçağını,
Hemen kesmiş başını.
Gelmiş Oğuz beyleri,
Demişler: — Oğuz eri,
Azgın boğayı yendin!
Şimdi isimi hak etdin.
Dedem Korkut nerede?
Çağırınız gelsin de
Götürsün babasına,
Bu işin anısına
Ona beylik istesin,
Kılıçla, taht dilesin...
Dede almış oğlanı,
Bularak Dirse Han’ı:
— Hey Dirse Han, Dirse Han
Senin yiğit bu oğlan,
Boğa ile cenk etmiş;
Başını kesip atmış.
BOĞAÇ koydum adını,
ALLAH versin yaşını.
Erdemli Boğaç Han’a
Sen de beylik ve ona.
Boynu uzun cins atlar,
Sürü sürü koyunlar,
Kızıl tüylü develer,
Altın başlı otağ ver...
Dirse Han babasından,
Beylik almış Boğaç Han.
Dirse’nin çerileri,
Gitmişler çok ileri.
Demişler: “Boğaç Han’ı
Gelin biz bu oğlanı,
Dirse Han’a diyelim
Ona düşman edelim.
Hayattayken bu oğlan,
Bizi sevmez Dirse Han.
Ölürse hürmetimiz,
Sevgimiz, izzetimiz
Dirse Han’ın yanında
Çoğalır da artar da...”
Gitmişler Dirse Han’a
Şöyle demişler ona:
— Bilir misin Dirse Han,
Hayırsız çıktı oğlan!
Dilimiz de varmıyor,
Ama o, uslanmıyor.
“Maksuduna ermesin,
İyi günler görmesin!
Karşı geldi töreye,
Aksakallı dedeye
Küfredip, sövdü, saydı...”
Nice masuma kıydı!
Akbürçekli kadının,
“Oğuz’un anasının
Sütünü çekip döktü,”
Gelinlere göz dikti...
“Ava çıktı habersiz,
Şarap içti izinsiz.
Anasına söyledi,
Sana da kast eyledi.”
Ala Dağ, akan sudan
Duyarsa Bayındır Han,
Sana çok gazap eder.
Beyliğin elden gider!
Büyük ayıptır sana,
Bir ders ver bu oğlana.
Olmasın böyle oğul!
Onu öldür de kurtul...
Çok şaşırmış Dirse Han,
Gözlerinden akmış kan.
Demiş ki: — Öldüreyim...
O evladı neyleyim!
Alıp gelin yanıma,
Tak eyledi canıma.
Demişler ki: — Dirse Han,
Çok inattır bu oğlan.
Sözümüzü dinlemez,
Bizlere hiç güvenmez.
Doğrul hele yerinden,
Seçip yiğitlerinden,
Yola düş, ona uğra
Al da götür dağlara.
Dağlarda avlanırken,
Geyiği kovalarken
Oğlun daha sezmeden,
Seni fazla üzmeden
Ok atarak sen öldür,
Onu ortadan kaldır.
Bu yalana aldanmış,
Namertlere inanmış.
Oğlu ile Dirse Han,
Ava gitmiş sabahtan.
Namertlerin birkaçı,
Çevirerek Boğaç’ı:
— Der ki Dirse Han baban;
Geyikleri Boğaç Han,
Getirsin kovalasın,
Önümde boğazlasın.
Av yapışın göreyim,
Kıvanıp, sevineyim...
Çok sevinmiş Boğaç Han.
Ata atlamış o an.
Geyiği kovalarmış,
Kayalardan atlarmış,
Dirse’ye getirirmiş,
Önünde tepelermiş.
Fesatlar, Dirse Han’a
Demişler: — Bak oğluna!
Geyiği getiriyor,
Önünde tepeliyor...
Oku sana değecek,
Böylece öldürecek!
O, seni öldürmeden
Okunu at haydi sen,
Kurtul rezil oğlundan,
Hayırsız Boğaç Han’dan...
Dirse ok ve yayını,
Alıp sürmüş atını.
Nişan almış, fırlatmış.
Boğaç’ı yere atmış!
Yere düşünce oğlan,
Eve dönmüş Dirse Han.
Hanım gitmiş yanına.
Bakınca suratına,
Kara bağrı sarsılmış,
Yüreciği yarılmış.
Boğaç ortada yokmuş,
Görzlerinden yaş akmış.
Kocasına ünlemiş,
Ona şöyle söylemiş:
— Beri gel başım bahtı,
Siz giderken sabahtı.
Anacığımın sevgisi,
Han babamın güveysi
Göz açıp da gördüğüm,
Bu ne biçim kördüğüm!
“Atlandın ava gittin,
İki vardın, bir geldin!”
Nerede Boğaç Han’ım?
Ona kurban olaydım...
Yaman seğriyor gözüm,
Yandı, kül oldu özüm!
“Dervişlere adadım,
Kuru çaya su saldım.
Açlar görüp yedirdim,
Çıplakları giydirdim.
Tepe gibi et yığdım,
Göl gibi kımız sağdım,
Oğul buldum dilekle.”
Savaşarak felekle,
Büyütüp yetiştirdim,
Bu günlere getirdim.
Dirse Han söyle bana,
Neler yaptın sen ona?
“Kayadan mı uçurdun,
Sulardan mı geçirdin?
Kara dinli kâfire,
Ne susarsın de bre!
Söyle bana Dirse Han!”
Nerededir Boğaç Han?
“Han babama varayım,
Bolca asker alayım.”
Düşmana saldırayım,
Alayını kırayım!
Yenime kan silmesem,
Kol, but ile düşmesem,
Düşüp de ölmeyince,
Bağrım delinmeyince,
Dönmem oğul yolundan.
Söyle bana Dirse Han!
Oğlumdan haber bana,
Başım kurbandır sana...
Dirse, cevap vermemiş,
Hatun başka sormamış.
Atını çekip binmiş,
Yönünü dağa dönmüş.
Çıkmış yüksek tepeye,
Göz gezdirmiş çevreye.
Karga konar, kalkarmış,
Kuzgun iner, çıkarmış,
Her tarafında alkan,
Yerde yatar Boğaç Han!
Gelmiş boz atlı HIZIR,
Yanında olmuş hazır.
Demiş: “Korkma aslanım,
Boğaç’ım yiğit Han’ım.
Bakma akan kanlara,
Öldürmez ki bu yara.
Haber gitse anana,
Bir dem gelse yanına,
Sütüyle dağ otundan,
Merhem olursa ondan,
Yarana iyi gelir,
Bedenin şifa bulur.”
Demiş kaybolmuş hemen.
Anası demiş: “— Aman!
Oğlum ne oldu sana
Bir haber söyle bana.
Emaneti Allah’ın,
Seyranda tatlı canın!
Can var mı öz gövdende,
Oğul bir haber de de?
Akmaz olsun suların,
Yeşermesin otların,
Taş olsun geyiklerin,
Ötmesin kekliklerin”
Kazılık Dağı senin!
Boğaç Han’ı neyledin?
Şu gövdeni kim deldi,
Kaza nereden geldi?
Bu başım kurban sana,
Oğul haber ver bana...
Boğaç, gözünü açmış
Gülüp inciler saçmış.
Arkasına yaslanmış,
Anasına slenmiş:
— Beri gel Akbürçeklim,
Al yanağı çiçeklim.
Akça sütün emdiğim,
Canım kadar sevdiğim.
Bedduâ etme dağa,
Başlama ağlamağa.
Yükseltme ahı, vahı
Yok ki dağın günahı
Ana kulağını aç,
Babamındır bütün suç.
Anam ağlama bana,
Çok şükür Yaradan’a...
Geldi Boz Atlı HIZIR,
Dedi merhemi hazır.
Dağ otlarıyla sütün,
Merhem yaparak sürün.
Bu yara öldürmezmiş,
Hakk Teâlâ böyle demiş...
Kızlar toplamış otu,
Anne sağarak sütü
Merhem edip sürmüşler,
Alarak götürmüşler.
Aradan geçmiş zaman,
İyileşmiş Boğaç Han.
Namertler işitince
Plan yapmış haince:
“Dirse oğlunu görse,
Neler yaptık bilirse,
Sağ koymaz tekimizi!
Öldürür hepimizi.
O, bunu işitmeden
Gelin hepiniz birden,
Onu yakalayalım.
Boynundan bağlayalım.
Oğuz İl’den çıkalım,
Kâfirlere satalım...”
Dirse Han’ı tutmuşlar,
Boynuna ip atmışlar.
Esir olmuş Dirse Han,
Götürmüşler Oğuz’dan.
Dirse Han’ın hatunu,
Meğer işitmiş bunu.
Gitmiş Boğaç Han’ına,
Şöyle demiş oğluna:
— Ay oğul, canım oğul
Kalk da yerinden doğrul.
Ay oğul neler oldu!
Yer sarsıldı, oyuldu...
Yok idi yurtta düşman,
Esir gitti Dirse Han!
Babanın kırk namerdi,
Kocamı esir etti.
Ak elleri bağlıdır,
Yüreciği dağlıdır.
Namerdin darbesinden,
Kan çıktı ak etinden.
Ne yatarsın ay oğul?
Haydi yerinden doğrul!
Yiğitleri al da git,
Öz babana yardım et.
O, sana kıydı ama
Onu düşmana koyma.
Bağlı gider Dirse Han.
Boğaç, o senin baban!
Boğaç Han, haber salmış,
Davul, borular çalmış.
Yiğitleri toplamış
Al atına atlamış.
Yardıma babasına,
Sürüp gitmiş ardına...
Kırk namert bir ormanda,
Dirse Han yanlarında,
Mola verip durmuşlar.
Bir de çadır kurmuşlar.
Al şaraptan içerek,
Bağırarak, gülerek
Bir hayli eğlenmişler
Yatarak dinlenmişler.
Boğaç Han’ı görmüşler,
Yaklaşınca bilmişler.
Demişler : — Babasını
Tutuklu Dirse Han’ı,
Kurtarmaya gelmiştir.
O, nereden bilmiştir?
Oğlanı da tutalım,
Şu çadıra atalım.
Kâfirlere satalım,
Tamamen kurtulalım.
Bunlar ölmeden bize,
Hayat yok birimize.
Meğer baba Dirse Han,
Habersizmiş oğlundan.
Kırk namerde seslenmiş,
Onlara şöyle demiş:
— Çözünüz bağlarımı,
Bana verin sazımı.
Size zarar vermeden
Döndüreyim onu ben.
Namertler, bana bakın
O yiğidi bırakın.
Size bir şey etmedi
Saldırıp söz atmadı.
Beni alıp götürün,
İsterseniz öldürün...
Dirse Han’ı çözmüşler,
Kopuzunu vermişler.
Han, sazını çalarak
Haykırmış ağlayarak:
— Ay yiğit soylu yiğit,
Dön evine geri git.
Boynu uzun cins atlar,
Sürü ile koyunlar,
Altın başlı otağlar,
Aksakallı babalar,
Kızıl tüylü develer,
Akbürçekli gelinler,
Dirse Han gibi beyler...
Giderse benim gider.
Neyin var ki içinde?
Varsa bana söyle de,
Savaşıp, vuruşmadan,
Bir damla kan akmadan,
Alıp vereyim sana.
Yiğit dön git vatana.
Oğlumu öldürmüşüm,
Ben o günde ölmüşüm!
Boğaç Han da ünlemiş,
Oda şöyle söylemiş:
— Boynu uzun cins atlar,
Sürü ile koyunlar,
Altın başlı otağlar,
Aksakallı babalar,
Kızıl tüylü develer,
Tümü senin gidenler...
Gidenlerin içinde,
Payım vardır benim de.
Eli, kolları bağlı
Yüreciği de dağlı,
Versinler Dirse Han’ı,
O, Oğuz’un aslanı!
Kırk namerde bırakmam,
Ey Dirse Han, ey babam!
Boğaç işaret etmiş,
Yiğitleri ok atmış.
Namertleri yenmişler,
Birçoğunu kesmişler.
Boğaç Han, babasını
Kurtarıp Dirse Han’ı.
Oğuz ile götürmüş.
Han’a da müjde vermiş.
Han çok sevinmiş buna.
Beylik vermiş oğlana,
Dede Korkut gelince
Destan demiş dilince:
— Geldi ve geçti onlar.
Kondu göçtü kervanlar.
Ecel onlara erişti,
Canlar gitti ne işti!
Ah dünya, dünya fani
Gidenler nerde hani?
Kimseye yâr olmadı,
Süleyman’a kalmadı.
Tüm gelenler gidimli,
Canlılar da ölümlü...
Kara ölüm geçit versin,
Sana Hakk’tan medet ersin.
Duâ edeyim Han’ım,
Kabul etsin Allah’ım.
Dağların yıkılmasın,
Suların kurumasın,
Ağacın kesilmesin,
Kılıncın çentilmesin,
Atın sendelemesin,
Rabbim muhtaç etmesin.
Akbürçekli ananın,
Aksakallı babanın,
Cennet olsun mekânı.
Bayındır Hanlar Han’ı.
Çırağın yanar olsun,
Yüce Allah dost olsun.
Ahmet KARAASLAN
11/02/2000 – KAYSERİ
|
|
 |
|