Begil Oğlu Emren Destanı



BEGİL OĞLU EMREN DESTANI

Kam Gan oğlu Han Bayındır,
Kurdurmuş binlerce çadır.
Ak otağını diktirmiş,
Bin ipek halı serdirmiş.
Davet etmiş tüm Oğuz’u,
Şölen için kesmiş kuzu.
Yiyip, içip oturmuşlar
Sohbet edip konuşmuşlar.
Haraç gelmiş Gürcistan’dan,
Farklıymış geçen yıllardan.
Bir at, bir kılıç, bir çomak...
Han demiş ki: “ Şuna bir bak!”
Bayındır Han mahzun olmuş.
Dede de kaygıda kalmış:
— Neden üzülürsün Han’ım,
Sebebi nedir sultanım?

Bayındır demiş ki: — Dedem,
Söyle bu haracı nidem?
Her yıl altınlar gelirdi,
Birçok kişi sevinirdi.
Alplara, beye verirdik,
Gönülleri hoş ederdik.
Ben bunu kime vereyim,
Kimin gönlünü edeyim?

Dede demiş ki: — Bak Han’ım,
Şöyle diyor benim aklım:
Üçünü de bir yiğide,
Ayırmadan verseniz de;
Yurda karakol olsunlar,
Sınırları korusunlar...

Han da buna razı olmuş,
Dönüp beylerine sormuş.
Kimseler bir şey dememiş,
Han Begil Bey’i denemiş.
Begil Bey kalkıp yavaşca,
Han’a yaklaşarak hoşca
Yer öperek, bağır basmış.
Dede alarak eline,
Kılıcı asmış beline.
Çomağını da omzuna,
Ok, yayı takmış koluna.
Hısımlarını çağırmış,
Akrabasını ayırmış.
Doğru Gence’ye varmışlar,
Orda karakol kurmuşlar.
Yılda bir kere divana,
Gelirmiş Bayındır Han’a.
Geçermiş böylece zaman,
Bir gün onu istemiş Han.
Bolca hediyeler ile
Begil gelmiş Oğuz İl’e.
Harçlık verip sevindirmiş,
Han bir ziyafet de vermiş.
Sonra av tertip etmiş,
Beylerini alıp gitmiş.
Bayındır Han’ın yanında,
Yiğitler bu av yolunda;
Kimisi övmüş atını,
Kimisi de kılıcını...
Han hiçbir şey söylememiş.
Kendinden de bahsetmemiş.
Tek Beğil’in hünerini,
Saymış marifetlerini:
— Eğer bir av tertiplense,
Beğil Bey de ava gelse,
Yay kurmaz, okunu atmaz.
Avı ondan kurtulamaz...
Yayını asar koluna,
Düşer avının yoluna.
Hayvanı tutar boynundan,
Zayıf avsa kulağından,
Delik açıp, bir en eder.
Avı orda azad eder.
Beyler bir geyik avlasa,
Kulakları delik olsa,
Bu av Begil’in derlerdi.
Getirerek verirlerdi.
Şimdi siz söyleyin beyler,
Neyindir böyle hünerler?
Atın mıdır, erin midir?
Bu maharet, mertlik midir?

Beyler demişler ki: — Erin.
Han’ım bir de siz bildirin.

Bayındır Han demiş: — Beyler,
Attan olur bu hünerler.
Atı işlemezse eğer,
Övünebilir mi hiç er?

Begil çok alınmış buna,
Gitmiş Bayındır yanına:
— Han’ım bunu demeseydin,
Beni rezil etmeseydin!
Bizi alpların içinde,
Kuskunumuzdan çektin de,
Kara balçığa batırdın,
Toza toprağa yatırdın!
Bu da bana bir ders olsun
Verdiklerin sende kalsın…

Divanından ayrılarak,
Yiğitlerini alarak,
Yüreğine hüzün dolmuş,
Geldiğine pişman olmuş.
Neşesiz dönmüş evine
Selâm vermemiş eşine.
Hatun burada söylemiş,
Begil Bey’e şöyle demiş:
— Gözümü açıp gördüğüm,
Gönül kaptırıp sevdiğim.
Tahtımın sahibi beyim,
Neler oldu ben bileyim...
Doğrulup kalktın yerinden,
Ala Dağ, Arku Bel’inden,
Yiğitlerinle gülerek,
Akıntılı çay geçerek,
Gittin Bayındır Han’ına
Gece vardın divanına.
“Beyler ile içtin, yedin.”
Bugün neden erken geldin?
Birisiyle mi atıştın,
Kavgalara mı tutuştun?
Oğullarını sevmezsin,
Hatununla söyleşmezsin!
Bu hâlin nedir yiğidim,
Bana söyle ki bileydim...

Begil, demiş: — Sorma hatun.
Beni fazla yorma hatun!
Doğrulup kalktım yerinden,
Ala Dağ, Arku Bel’inden,
Yiğitlerimle gülerek,
Akıntılı çay geçerek,
Gitmiştim Bayındır Han’a
Gece vardım divanına.
Beylerimle içtim, yedim.
Onlarla dağları gezdim.
Bayındır Han’ın nazarı,
Bizden dönmüş gördüm gayrı!
Oğuz’u terk edeceğim,
Gürcistan’a gideceğim.
Ben âsi oldum Oğuz’a,
Söyleyin geline, kıza
Hazırlık yapsınlar hemen,
Kâr etmez başka söz demen...

Hatun demiş ki: — Yiğidim,
Gel acele etme eşim...
Mevlâ’nın gölgesidir Han.
Han’larına âsi olan,
Beylerin işi rast gelmez!
Arı gönüllü gücenmez.
Ava çık, gönlün açılsın;
Gamın kasvetin dağılsın.
Hele bir de olsun yarın,
Belki değişir kararın...

Beğil hak vermiş Hatuna,
Sıçrayıp binmiş atına.
Yiğitlerle gitmiş ava.
Bir geyiği kova kova,
Yakalamış kulağından,
Yayı geçirmiş boynundan.
Geyik düşünce kayadan,
Atı ile uçurumdan,
Begil de düşmüş ardından.
Kan fışkırmış uyluğundan!
Meğer bacağı kırılmış!
Derede çaresiz kalmış.
Okluğundan gez çıkarıp,
Eyerden kayış koparıp,
Kırık uyluğu bağlamış.
Acısından çok ağlamış.
Güçlükle binmiş atına.
Gelmiş yurdunun hattına.

Beti benzi çok sararmış,
Kırık bacağı morarmış.
Ardında yiğitler yokmuş,
Alkanı her yere akmış!
Emren, bu hâlde görünce;
Korkmuş ve şaşırmış önce.
Karşı gitmiş babasına,
Ağlayarak demiş ona:
— Ava gittin Ala Dağ’a,
Geyikle kuş avlamağa…
Yiğitlerin yanındaydı,
Onlar senin arkandaydı?
Bir haber ver baba bana,
Başım kurban olsun sana…

Begil demiş: — Emren oğlum,
Sen üzülme aslan yavrum.
Kâfirlere rastlamadım,
Alplarımı kırdırmadım.
Yiğitlerim sağ, esendir.
Gel de oğul beni indir.
Üç gündür çok keyifsizim,
Yaralıyım ve hâlsizim...

Emren, Begil’i indirmiş,
Alıp otağa getirmiş.
Yiğitler de beri yandan,
Dönerek gelmişler dağdan.
Beş gün geçmiş de aradan,
Beğil Bey de otağından,
Dışarıya çıkamamış,
Kurultayı yapamamış.
Begil yatarken bir gece,
Of! Çekerek inleyince,

Hatun demiş ki: — Ah beyim,
Niçin inlersin bileyim.
Kalabalık düşmanlarla,
Savaş yapardın onlarla.
Butuna ok saplansaydı,
Başın, kolun kırılsaydı...
Yine böyle inlemezdin.
Beyim söyle nedir derdin?
İnsan, koynunda yatandan;
Sır saklar mı hatunundan?

Begil demiş ki: — Sultanım,
Sızılar durur sağ yanım.
Sağ bacağım kırılmıştır.
Sargı ile sarılmıştır.
Kayadan düştüm sultanım,
Hele şükür sağdır canım...

Hatun sırrı hizmetçiye,
Begil Bey “yaralı” diye.
Her şeyi ona anlatmış.
Hizmetçi bir şeyler katmış...
Otağdan çıkıp kapıya,
Gidip demiş kapıcıya.
Haber tüm yurda yayılmış,
“Begil Bey dağda bayılmış.
Atından düşüp aşağı,
Kırılmıştır sağ ayağı...”

Meğer kâfirin casusu,
Öğrenince bu hususu
Doğru Tekür’üne gitmiş
Tekür’ü haberdar etmiş:
— Yerinizden doğrulunuz,
Gidip Begil’i bulunuz.
Bağlayınız ellerini,
Kızlarını, gelinini...
Esir etmenin zamanı,
Sen beklerdin hep bu anı...

Beğil’in de bir casusu,
Haber alıp bu hususu,
Ona haberi verince,
Begil de demiş ki önce:
“Göğe bakarsam gök ırak
Yere baksam katı toprak…
Şimdi ben neyleyeyim?
Emrenciğime diyeyim.”
Oğluna demiş ki: — Canım
Gel hele gel sen aslanım.
Aydınısın gözlerimin,
Sen kuvvetisin belimin.
Ala Dağ’da av yaparken;
Geyikleri kovalarken,
Atım sürçtü ve yıkıldı,
Sağ uyluğum da kırıldı!
Tekür öğrenmiş hâlimi,
Gece basacak ilimi!
Casusum bilgi getirdi,
Düşmanımdan haber verdi.
Demiş ki: “Tutun Begil’i,
Bağlayınız ellerini.
Yağmalayarak yurdunu,
Kız, gelin ve hatununu
Esir alarak getirin,
Çocuklarını da kesin...”
Tekür, böyle demiş oğul.
Kalk yavrum yerinden doğrul.
Sıçrayarak atına bin,
Dağlardan aş geceleyin.
Yanına git Bayındır’ın
Divanına var da Han’ın.
Ellerini öp, selâm ver.
Böyle böyle de deyiver...
Beylerbeyi Kazan Han’a,
Elini öp de ki ona:
“Babam bugün çok dardadır,
Karabaşı da zordadır.
İlim, obam bozulacak;
Yurdumuz harap olacak!”
Haydi, çabuk davran oğlum,
Haber ver gel aslan yavrum...

Emren demiş babasına:
— Ne diyorsun babam bana!
Kara cins atıma binmem,
Burdan başka yere gitmem.
Kim oluyor Bayındır Han,
Eli öpülecek Kazan!
Al atını ver bineyim.
Koşturayım, terleteyim
Düşmanlarına dalayım;
Kâfirlerle savaşayım...
Demirden giyimlerini,
Oklarını, temrenini
Kılıncını ve yayını...
Ver keseyim alayını.
Ver de üç yüz yiğidini,
Ol Muhammed’in dinini,
Kurtarayım ve koruyum;
Ben Begil Bey’in oğluyum...

Begil Bey demiş: — Ay oğlum!
Emren Beyim, aslan yavrum.
Ağzın için ben öleyim,
Sana çok duâ edeyim.
Getiriniz giyimimi,
Ona verin beygirimi.
Tez olun ürkmeden ilim,
Acele gitsin Emren’im...


Üç yüz yiğit, bir de Emren,
Yola çıkmış gece sırren .
Al aygır alana çıksa,
Düşman kokusunu alsa,
Toprakları eşelermiş,
Tozu göğe yükselirmiş.
Böyle görünce düşmanlar,
Beğil Bey’den çok korkanlar,
Savaşmadan çekilirmiş.
Beğil hep galip gelirmiş.
Al aygır yine kişnemiş.
Toprakları eşelemiş.

Kâfirler demişler: — Bre!
Hele bakın al beygire!
O beygir, Begil Bey’indir.
Kişnemesinden bellidir.
Biz savaşmayız kaçarız,
Begil Bey’den çok korkarız!

Tekür demiş ki: — Ahmaklar,
Ah sizi gidi korkaklar!
At üstünde Begil Bey’se,
Ayrılmasın hiçbir kimse.
Sıvışmak bana yaraşır.
Askerler ancak savaşır...
Siz iyice gözetleyin,
Begil midir bana deyin.

Gözcüleri gözetlemiş,
Tekür’e şöyle söylemiş:
— Al aygır Begil Bey’indir,
Üstünde kendi değildir.
Giyim, kuşam, miğferi de...
Lâkin kendi yok içinde.
O, kuş kadar bir oğlandır.
Belli ki çok da yamandır.

Tekür demiş ki: — Gelsinler,
Yüz atlıyı giydirsinler.
Oğlan kuş yürekli olur;
Patlama onu korkutur.
Gidin bir tarakka çatın,
Arka arkaya patlatın.
Ses ile onu kandırın,
Kuş yürekliyi kaçırın...

Yüz kadar kâfir gitmişler,
Emren’e şöyle demişler:
— Ay, aman sahte kahraman!
Elinden düşecek kalkan.
Kuş yürekli küçük oğlan,
Aman haramzade oğlan!
Al aygırın çok zayıfmış,
Öz kılıncın da krılımış...
Mızrakçığın da ufakmış!
Kısacık yayını takmış...
Ey arkadaşları çıplak;
Saçlar gitmiş, kafa cavlak.
Aman oğlan gözün fersiz,
Ay hasmından da habersiz!
Tekür pusuda yatıyor,
Öldürmeye can atıyor.
Bizlere emir vermiştir,
Haber için göndermiştir.
Biz şimdi seni tutarız,
Ellerini de bağlarız.
Karabaşını keseriz,
Alca kanını dökeriz!
Anacığınla babanı,
Boşa ağlatma atanı.

“Yalnız yiğit alp olmaz,
Yavşan dibi berk olmaz.”
Ey belâsı gelmiş oğlan,
Buradan çekil dön, git lan!

Emren demiş: – Beyinsizler!
Bana denk misiniz sizler…
Atım savaşlarda oynar,
Kılıcım kâfiri doğrar.
Ak kirişli yayım inler,
Mızrağım bağrını deler.

Kâfir demiş: — Çocuk deli,
Türkmen delisidir belli!
Arsızıymış bu Oğuz’un,
Hiç korkusu yok çocuğun...

Tekür demiş: — Hele durun!
Yakınına varıp sorun.
Neyi olur Begil Bey’in?
Öğrenin bana söyleyin.

Bir asker gitmiş yanına,
Geçmiş onun karşısına:
— Al aygırı altındadır,
Yiğitleri yanındadır,
Sadağı da omuzunda.
Miğferi senin başında...
Giyimin Begil Bey’indir;
Beğil Bey senin neyindir?
Onun ile cenk edeydik,
Katı yayı çekişeydik,
Delici oklar ataydık,
Yaman bir savaş yapaydık...
Sen Begil Bey’in nesisin,
Bana söyle kimlerdensin?

Emren demiş: — Kâfir seni!
Tanımadın mı Emren’i?
Hanımızdır Bayındır Han,
Birliktedir Salur Kazan.
Kardeşi var Kara Göne,
Dönebilmez Evren yine.
Düzenoğlu Yiğit Rüstem,
Tükenir mi ben söylesem...
Boz atlı Bamsı Beyrek de,
Eğleniyorlar birlikte.
Oradaydı Babam Begil,
Şunu diyeyim sen de bil:
Gürcistan’dan casus geldi,
Oğuzlar da haber aldı...
Beğil bey bunları verdi,
Savaşa beni gönderdi.
Yiğitlerin soyundanım,
Ben Begil’in kanındanım.
Haydi, kâfir sen gel beri
Kavgadan kaçılmaz geri!

Tekür demiş ki: — Sen dayan,
Al kanın akacak oğlan!

Atını sürerek gelmiş,
Kâfir çok dehşetli çalmış.
Emren kalkanını tutmuş,
Hamlesini geri atmış.
Kılıçlarla çarpışmışlar,
Mızraklarla kırışmışlar...
Tekür güçlü, kuvvetliymiş,
Etkili ve heybetliymiş.
Emren’in başı bunalmış,
İyice çaresiz kalmış.
Sığınmış Yaradan’ına,
El açıp yalvarmış O’na:
— Yücelerden yüce Allah,
Bir seni bilirim İlâh.
Sen, Âdem’e taç takmıştın,
Şeytana lânet kılmıştın.
İbrahim’i yakalattın,
Ateşin içine attırdın.
Ateşi de bostan kıldın,
Sağ salim geri kurtardın.
Ben birliğine sığındım,
Medet et Kerim Allah’ım...

Tekür demiş ki: — Hey oğlan,
Yenildiğinde Allah’tan
Neden medet umuyorsun?
Boşuna yalvarıyorsun!
Bir tek Tanrın varsa senin,
Yetmiş iki tane benim,
Yardım eden putum vardır.
Şimdi senin işin zordur!

Emren demiş ki: — Bak melun!
Putların dahi Gafûr’un,
Tüm âlemleri var eden,
Ben de sadece Rahim’den,
Dilerim medet ve yardım
Elbet O’na sığınırdım...

İşte o vakit sultanım,
Meğerse Âzim Allah’ım,
Cebrail’ine duyurmuş;
O’na şöylece buyurmuş:
“Ya Cebrail durma da git,
Şu kuluma sen yardım et.”

Emren Tekür’e saldırmış.
Tutarak göğe kaldırmış,
Fırlatarak yere çalmış!
Tekür yerde kanla kalmış...

Tekür demiş ki: — Elaman!
Söyle ey kahraman oğlan,
Dinin nedir, resulün kim?
İcabet ettim ve girdim...

O şahâdet getirince,
Bağışlamış Emren önce,
Savaşmaya da son vermiş.
Müjdecileri göndermiş.
Bey, oğlunu karşılamış.
Kucaklayarak kutlamış.
Bayındır Han’a hisseler,
Yiğitlere hediyeler,
Pay çıkarıp ayırmışlar.
Emren’e gelin almışlar.
Bayındır Han’ın yanına,
Huzuruna, divanına,
Selâm vererek çıkmışlar.
Sevgisini kazanmışlar.
Dedem Korkut da gelerek,
Emren’e destan diyerek,
Bu Oğuz nameyi koşmuş;
Erenlerin hepsi coşmuş.
Dedem Korkut duâ etmiş,
Alp erenler “amin” demiş:
— Bir dua edeyim Han’ım,
Kabul buyursun Allah’ım.
Yerli kara dağlarınız,
Gölgeli ağaçlarınız,
Yıkılmasın, kesilmesin.
Ümidiniz eksilmesin.
Günahınız derlensin de,
Adı güzel Muhammed’e
Bağışlanıp, af edilsin.
Cennet ile müjdelensin...

Ahmet KARAASLAN
07/10/2000 – KAYSERİ


 

 
 
Bugün 8 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol